Perşembe , 9 Aralık 2021
En Son Yazılar

FİNANSAL SİSTEM VE REGÜLASYON

Tuğberk Çiloğlu
Finansal piyasaların en temel amacı nedir ? Bu soruya daha önceki yazılarımızda yanıt vermeye çalışmıştık. Finansal piyasaların en temel amacı bir ekonomide fon arz eden ekonomik birimlerle fon talep eden ekonomik birimleri bir araya getirmek. Bir başka deyişle, finansal piyasalar bu işlevi yerine getirebildiği ölçüde ekonominin geneli için faydalı olabilir, fayda yaratabilir. Peki, finansal piyasaları regüle etmenin yada deregülüze etmenin bu noktadaki önemi nedir ? Regülasyon süreçlerinin finansal piyasalar ve ekonominin geneli üzerindeki etkileri nelerdir ? Gelin, analiz edelim.
Finansal regülasyon dediğimiz zaman aklımıza karmaşık süreçler gelmesin. Kısaca açıklamak gerekirse, finansal piyasalarda işlem yapan ekonomik birimlerin işlem süreçlerine getirilen düzenlemeler diyebiliriz. Örneğin, bir bankanın elindeki aktifleriyle ne kadar hisse senedi fonu alabileceği ya da bir portföy yönetim şirketinin en fazla ne kadar emtia fonu satın alabileceğine getirilen düzenlemeler buna örnek gösterilebilir. Ya da günümüzde en önemli regülasyonlardan biri olan, bir banka ya da finans kuruluşu kurmak için minimum ne kadar sermaye gerektiğine dair düzenlemeler buna örnek gösterilebilir.

 

Finansal piyasalara uygulanan regülasyonların ekonomiye pek çok etkisi olduğundan bahsetmiştik. Kuşkusuz, finansal krizler ortaya çıktığı zaman finansal piyasalarda regülasyon olup olmaması krizin sonucunun belirlenmesinde çok büyük bir etken oluyor. Bunun en yakın örneklerinden birisi, 2008 Krizi’dir.

 

2008 Krizinde Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen en büyük regülasyon hatalarından biri, menkul kıymetleştirme işlemlerinin çok fazla kullanılması oldu. Konut kredilerinin aşırı derecede menkul kıymetleştirilmesi o dönemde finansal piyasalarda çok ciddi bir balon yaratmıştı. Bununla beraber Amerikan konut piyasasında da çok ciddi bir balonu tetikledi. Bir başka deyişle, konut kredilerindeki menkul kıymetleştirme sonucunda finansal piyasa balonu ve reel konut balonu birbirini beslemiştir. Eğer balonun oluşmasından önce finans mühendisliğine yeteri kadar regülasyon getirilseydi krizin sonuçları bu kadar ağır olmayabilirdi.

 

Finansal regülasyonlarla ilgili bir başka önemli nokta ise, finansal regülasyonların zamanında uygulanmamasının sonucunda ortaya çıkan krizlerin etkilerini hafifletebilmek için eskisine göre çok daha fazla devlet müdahalesine gerek duyuluyor olmasıdır. Bunun örneğini yine 2008 Krizinde görebiliriz. Krizin ardından ABD’de pek çok banka ve finans kuruluşu kamulaştırıldı, önemli yatırım bankacılığı devlerinin bazıları kamu kontrolüne girdi. Bu, şunu göstermektedir: Zamanında yerine getirilmeyen devlet müdahaleleri, daha sonra çok daha büyük olan devlet müdahalelerini mecbur kılıyor.

 

Finansal regülasyonların rekabet seviyesine olan etkisi de oldukça önemli bir konu. Etkin bir piyasa, piyasa fiyatına etki edemeyecek kadar çok sayıda alıcı ve satıcının varlığını gerekli kılar. Bir başka deyişle, bu özellik arttıkça piyasanın etkinliği de artar. Burada, önemli bir çelişki ortaya çıkıyor. Finansal piyasalara yönelik regülasyonların önemli bir kısmı, piyasada yoğunlaşmaya yol açmaktadır. Nasıl mı? Örneğin, bir bankanın kurulması için oldukça yüksek bir minimum sermaye şartı getirildiğinde, az sayıda sermaye grubu bu şartları sağlayabilme gücüne sahip olabilir. Doğal olarak bunun sonucunda bankacılık sektöründe ciddi bir yoğunlaşma ortaya çıkar. Bir başka deyişle, birkaç büyük banka pazar payının önemli bir kısmını alır. Bu, istenmeyen bir durumdur. Bu noktada ilginç bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Nasıl mı?

 

Finansal piyasalarda ortaya çıkabilecek krizleri engelleyebilmek için sermaye yeterliliği gibi önlemlerin alınması şarttır. Çünkü, bu şekilde finans kuruluşlarının kaldıraç oranları düşecektir. Kaldıraç oranlarının düşmesi ise krizlerin oluşma ihtimalini azaltacaktır. Fakat, yüksek sermaye şartı sonucunda piyasalarda yoğunlaşma ortaya çıkacaktır. Bu noktada şu ortaya çıkmaktadır: Finansal piyasaları regüle etmenin alternatif maliyeti yoğunlaşma iken, regüle etmemenin alternatif maliyeti ise yüksek kaldıraçtan dolayı ortaya çıkabilecek krizlerdir.

 

Sonuç olarak, bu alternatif maliyet ikilemini ortadan kaldırabilmenin tek bir yolu vardır: Finansal piyasa işlemcilerinin bilgi düzeylerini artırmak. Bunun sonucunda, kuşkusuz yine de bir alternatif maliyet ortaya çıkmakla beraber, eskisine göre daha az maliyetli olacaktır. Yani, yüksek bilgi düzeyine sahip işlemcilerin olduğu finansal piyasalarda regülasyon-serbestlik dengesi çok daha optimal bir şekilde kurulabilecektir. Görüşmek üzere.

 

Not:Burada yazılanlar yatırım danışmanlığı, tavsiyesi değildir.

 

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com utugberk@hotmail.com

 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir Yorum

  1. sermaye yeterliliği ile kaldıraç oranı arasında nasıl bir bağlantı var?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »