Perşembe , 9 Aralık 2021
En Son Yazılar

YENİ YILDA KÜRESEL EKONOMİ

Tuğberk Çiloğlu

2019 yılı küresel ekonomi için özellikle para politikaları açısından şaşırtıcı bir yıl oldu. Küresel çaptaki reel ekonomik ve politik değişimler para politikalarının da değişmesine yol açtı. Öte yandan, 2019’da 2020’de gerçekleşebilecek ekonomik anlamda pozitif ve negatif gelişmelerin temelleri de atıldı. Gelin, tüm bu gelişmeleri değerlendirmeye çalışalım.

2019 yılında küresel ekonomiyi en çok etkileyen ve dönüştüren gelişme Amerikan Merkez Bankası (FED)’den geldi. FED, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki ticaret savaşının ve ABD-Avrupa ticaret gerginliğinin gerek küresel ekonomi üzerindeki gerekse de ABD ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerine karşı 2019’un ikinci yarısında üç kez faiz indirimine gitti. Ek olarak, yeni bir parasal genişleme programına başladı. Her ne kadar FED, bu genişlemenin 2008 Krizi ardından yapılan genişleme ile bir tutulmaması gerektiğini, bunun çok daha hafif bir genişleme olduğunu belirtse de piyasalar bu durumu şimdilik ciddi bir parasal genişleme olarak algıladı.

2019’da sadece FED değil, Avrupa Merkez Bankası (ECB) da faiz indirimine gitti. Çünkü gerek Almanya’da gerekse de Fransa’da iktisadi faaliyeti ölçen veriler negatife döndü, ayrıca her iki ülkede de enflasyon beklenen ve istenen hareketi gösteremedi. Ayrıca yıl boyunca İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkış süreci (Brexit) ile ilgili olasılıklar da Avrupa ekonomisini baskılayan unsurlardan biri oldu.

Japonya’da da iktisadi faaliyet ve enflasyon beklentilerin altında kaldı. Bu da Japon Merkez Bankası (BOJ)’un 2019 boyunca neredeyse milli gelirinin yüzde birini bulan teşviklerde bulunmasına yol açtı.

Aslına bakılırsa sadece FED’in değil, ECB ve BOJ’unda genişlemeci politikalarının önemli nedenlerinden biri biraz önce de belirttiğimiz gibi küresel ticaret savaşları oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF)’ye göre küresel ticaret savaşlarının şu ana kadar dünya ekonomisine toplam maliyeti 700 milyar dolar. Bu, pek çok gelişmiş ekonomiyi durgunluğa sokabilecek kadar yüksek bir rakam. Zaten genişlemeci politikalar da bu nedenle uygulandı. Peki, 2020’de küresel ticaret savaşlarıyla ilgili bizi ne bekliyor?

Büyük bir olasılıkla ABD ve Çin 2020 Ocak ayında ara bir anlaşma için masa başına oturup imzaları atacaklar. Yani, şimdilik bir uzlaşma sağlanmış görünüyor. Fakat bu uzlaşma kalıcı olabilecek mi? Bunu şimdiden söylemek zor. Çünkü bildiğimiz gibi ekonomi, sadece ekonomiden ibaret değil. Ekonomik ve politik gelişmeler sürekli bir karşılıklı etkileşim içerisindeler. Küresel ticaret savaşları da bu etkileşimden muaf değil. Nasıl mı?

2020 Kasım ayında ABD’de başkanlık seçimleri var. Donald Trump’ın Kasım seçimleri yaklaştıkça dikkatleri dış politikaya çekerek oy oranlarını artırma hamlelerinde bulunması olasılık dahilinde. Küresel ticaret savaşları da burada kritik bir başlık olarak ön plana çıkıyor. Eğer ABD, Çin ile olan ticaret savaşında avantaj elde ederse ABD’nin Çin’e olan ihracatı artacak, Çin’den yaptığı ithalat ise azalacak. Bu ise ABD ekonomisine güç katacağı için Trump’ın oylarını da artıracaktır. Fakat bunun gerçekleşmesi için ABD’nin şimdilik uzlaşma sağladığı küresel ticaret savaşında yeniden ofansif bir tavır izlemesi gerekecektir. Bu durumda Çin de benzer tepkiler verecektir. Sonuç ise küresel ticaret savaşının eskisinden de çok şiddetlenmesi anlamına gelecektir. Tüm bu gelişmeler ise 2020’nin para politikalarına da yansıyacaktır. Nasıl mı?

2020’de küresel ticaret savaşlarının şiddetlendiği senaryoda bu savaşın küresel ekonomiye maliyeti giderek yükseleceği için büyük bir olasılıkla majör merkez bankaları (FED; ECB ve BOJ) genişleyici politikalara devam edeceklerdir. Bu genişlemeci politikalar ise Türkiye’nin de içinde bulunduğu Gelişmekte Olan Ülkeler (GOÜ) grubuna pozitif etki edecektir. Nitekim, 2019’da da majör merkez bankalarının genişlemeci politikalarından GOÜ’ler ciddi bir getiri sağlamış, GOÜ’lere ciddi miktarda fon girişi yaşanmıştı. Fakat, GOÜ’ler için 2020 başka gelişmelere de gebe olabilir. Neden mi?

2019’da ortaya çıkıp şiddetlenen ve 2020’de de şiddetini ciddi miktarda artırması beklenen jeopolitik risklerin gerek GOÜ’lere gerekse de tüm dünya ekonomisine önemli etkileri olacaktır. Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından Venezuela’da 2019’da meydana gelen olaylar şimdilik yatışsa da henüz nihai bir çözüme kavuşmadı. Öte yandan, en son Bolivya’da yaşanan gösteriler ve ardından gelen iktidar değişikliği bölgede suların iyice ısınmasına yol açtı.

Bir diğer jeopolitik risk bölgesi ise kuşkusuz Ortadoğu. Bu sorunu da ABD’deki 2020 Kasım seçimlerinden bağımsız değerlendiremeyiz. Kasım seçimlerinden önce Donald Trump iç kamuoyundaki desteğini artırmak için İran’a karşı radikal adımlar atabilir. İran ise bu radikal adımlara karşılık dünya petrol lojistiği için oldukça önemli olan Hürmüz Boğazı’nı kapatabilir. Buna ek olarak, İran’ın Irak üzerindeki etkisini kullanarak yeni hamleler yapma riski var. İran, Irak’ta dolaylı olarak kontrol ettiği paramiliter gruplar yoluyla Irak’ta ciddi karışıklıklara yol açabilir. Bu ise Irak petrolünün küresel piyasaya akışını engelleyebilir.

Tüm bu gelişmeler 2019’da yaptığı yükselişle 2018’deki kayıplarının neredeyse yarısını silen petrol fiyatlarının 2020’de de ciddi olarak yükselmesine yol açabilir. Petrol fiyatlarında yaşanabilecek böyle bir yükseliş GOÜ’ler için oldukça riskli olabilir. Çünkü jeopolitik risklerdeki artışla birlikte küresel risk iştahı azalacağı için GOÜ para birimleri de büyük bir olasılıkla Amerikan Doları’na karşı değer kaybedecektir. Petrol fiyatlarında yaşanacak olası bir yükseliş bu kur artışı ile birleştiğinde Türkiye gibi net petrol ithalatçısı olan ülkelere ciddi zarar verebilir. Jeopolitik risklerle beraber yaşanabilecek kur artışının petrol ithalatçısı olsun ya da olmasın tüm GOÜ’lere ciddi zararları olabilir. Nasıl mı?

Şu an GOÜ ülkelerin toplam  borç yükü ortalama 55 trilyon dolar civarında. Ayrıca, bu ülkelerin devlet tahvil piyasaları ABD tahvil piyasasından ciddi olarak etkileniyor. Jeopolitik risklere bağlı bir kur artışı bu ülkelerin borcunu kendi ulusal para birimleri cinsinden yükseltmekle kalmayacaktır. Buna ek olarak bu ülkelerde tahvil piyasasında faizlerin ciddi olarak yükselmesinde de neden olabilecektir. Çünkü genel olarak bakıldığında ABD 10 yıllık devlet tahvili faizi ile petrol fiyatları arasında pozitif güçlü bir korelasyon bulunmaktadır. Petrol fiyatları yükselişe geçtiğinde küresel fon yöneticileri enflasyon riskine karşılık ABD tahvillerinde büyük olasılık satışa geçeceklerdir. Bu ise bu tahvillerin fiyatını düşürüp faizini artıracaktır. Bu faiz artışı ise bir süre sonra mecburen GOÜ’lerde ciddi faiz artışlarını tetikleyecektir. 2019’da FED’in genişlemeci politikalarının da etkisi ile toplam %12 faiz indirimi yapan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da 2020’de faiz oranı politikasını yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir.

2020’de petrol fiyatlarının yükselişini durdurabilecek tek faktör, daha önce de belirttiğimiz gibi küresel ticaret savaşındaki şiddetlenme olabilir. Çünkü küresel ticaret savaşı arttıkça küresel ekonomi yavaşlayacak ve bu da küresel petrol talebini aşağı çekecektir. Diğer taraftan jeopolitik riskler de petrol fiyatını yukarı yönde baskılayacaktır. 2020’de petrol fiyatlarının genel seyri bu iki eğilimden hangisinin baskın çıkacağına bağlıdır.

2019 yılında ortalama %15 yükseliş gösteren Altın fiyatlarının 2020 yılındaki seyrini de ağırlıklı olarak jeopolitik riskler ve majör merkez bankalarının politikalarının politikaları belirleyecektir. Açıkçası her iki etmen de Altın fiyatlarını yukarı yönde destekler niteliktedir. Çünkü küresel ekonomideki durgunluk ticaret savaşlarına bağlı olarak devam ederse majör merkez bankaları da genişleyici politikalara devam edecektir. Bu da Altın’ı yukarı çekecektir. Diğer taraftan jeopolitik risklerdeki artışlar da genel olarak Altın talebini artırmaktadır.

Türkiye Ekonomisi ’ne baktığımızda 2018 Ekim ayında yıllık %25,24’e kadar yükselen enflasyon oranı gerek  FED’in genişlemeci politikasına bağlı olarak ortaya çıkan kurdaki düşüş (enserten kur) gerekse de kısmen azalan iç talebin etkisi ile 2019 Kasım’da %10,56’ya kadar gerilemiştir. Fakat işsizlik oranı %13,8 ile halen yüksek bir seviyededir. Türkiye ‘de 2020 yılında enflasyonun genel seyrini iç talep ve ağırlıklı olarak majör merkez bankalarının politikaları şekillendirecektir. FED’in genişlemeci politikalara devam etmesi enflasyon ve işsizliği düşürecektir. Ayrıca bu senaryoda TCMB düşük faiz politikasına devam edebilecektir. Fakat jeopolitik riskler ve bu risklerin sonucunda FED’in genişlemeci politikasına rağmen ortaya çıkabilecek olası bir enserten kur yükselişinde enflasyon ve işsizlik oranlarını artıracaktır. Bu senaryoda ise TCMB düşük faiz politikasından vazgeçmek zorunda kalabilir.

Herkesin yeni yılını kutlar, sağlıklı ve mutlu bir yıl dilerim.

Görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com 

 

 

 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »