Pazartesi , 17 Haziran 2024
En Son Yazılar

BORÇ DEFLASYONU

Tuğberk Çiloğlu

Borç Deflasyonu, ABD’li iktisatçı Irving Fisher’ın 1929 Büyük Buhranı ardından oluşturduğu bir teori. Deflasyon, bildiğimiz gibi fiyatlar genel düzeyindeki sürekli düşüşü tanımlıyor. Peki öyleyse Borç Deflasyonu nedir? Borç Deflasyonu ‘nu bir ekonomide aşırı borç yükünün tetiklediği deflasyon sarmalı olarak tanımlayabiliriz. Bu teori bir ekonomi teorisi olmakla beraber, sosyal psikoloji ve davranışsal iktisatla da yakından ilgili. Aşırı bir borç yükü deflasyonu nasıl tetikler? Örneklerle açıklayalım.

Bireylerin, ailelerin ve firmaların aşırı borçlu olduğu bir ülke düşünelim. Ekonomik birimler riskleri yeterince ölçmeden, bugünkü tüketimlerini gelecekten çok daha önemli görerek hesapsızca bir borçlanmaya girmiş olsun. Eğer ekonomide bu tür bir borçluluk varsa, büyük bir olasılıkla çeşitli balonlar da o ülkede tehlikeli bir şekilde şişmiş olacaktır. Örneğin, konut fiyatlarında ya da hisse senedi fiyatlarında ekonomik temellerden kopuk bir şekilde çok yüksek fiyatlamalar yaşanıyor olabilir. Bu tür konjonktürlerde ekonomik birimler genellikle tasarruf oranlarını  ekonomiye ve geleceğe duydukları aşırı güven nedeniyle ciddi biçimde düşürürler. Fakat bir süre sonra ekonomik birimler aşırı bir borçlanmaya girdiklerini fark etmeye başlarlar. Uzun zamandır süren tüketim çılgınlığı ve buna bağlı olan ekonomik canlılık yerini yavaş yavaş korkuya bırakır ve ekonomik birimler fısıltı şeklinde şu soruyu sormaya başlar: Kriz ne zaman çıkacak? Ekonomik birimlerin çoğu bir saatli bombanın üzerinde oturduklarının farkındadır fakat bombanın ne zaman ve nasıl patlayacağı sorusu gizemini bir süre korur.

Kriz bombasının patlaması, çok basit bir olay nedeniyle gerçekleşebilir. Örneğin, o ülkedeki tanınmış bir politikacı, ya da işadamı yakın bir zamanda ekonomideki varlık balonlarının patlayacağı yönünde bir açıklama yapabilir. Ya da, ülkenin tanınmış şirketlerinden biri borçları nedeniyle iflas edebilir. Ekonomide bu noktadan sonra tam anlamıyla bir türbülans ortaya çıkar. Kriz, tüm gücüyle ”start alır”. Tıpkı yangın çıktığında olduğu gibi herkes çıkış kapısına doğru koşmaya başlar. Fakat sonuç bellidir: Yangın durumunda izdiham, ekonomik kriz durumunda iktisadi çöküntü.

Kriz başlayınca herkes hızlı bir şekilde borçlarını ödemek için ellerindeki varlıkları satmaya başlar. Herkesin amacı, bir an önce ellerindeki varlıkları nakde dönüştürüp borçlarını ödemektir. Bu noktada Adam Smith’in kuramı yanlışlanmış olur. Adam Smith’e göre ekonomik birimler kendileri için en iyi olan seçeneği gerçekleştirmeye çalıştıklarında, toplumsal refah da maksimize olur. Bir kişinin, ailenin ya da firmanın tüm borçlarını ödemesi o kişi, aile veya firma için kuşkusuz en iyi durumdur. Fakat herkes aynı şeyi yaparak ellerindeki varlıkları satışa çıkardığında, ekonomideki varlık fiyatları (konut, işyeri,  arsa, hisse senedi, otomobil, çeşitli emtialar vb.) hızlı bir şekilde düşmeye başlar. Bu noktada kendi kendini besleyen süreç ortaya çıkar: Fiyatlar genel düzeyindeki düşüş hızı borçların ödenme hızını geçer. Bu ise tam bir paradoksa yol açar: İnsanlar borçlarını ödemeye çalıştıkça borçlarının reel değeri artar. Nasıl mı? Örneğin 500000 TL borcu olan birisinin evinin fiyatı da 500000 TL olsun. Bu kişinin borcunu ödemesi için evini satması yeterli olmayabilir. Çünkü, deflasyonist süreçle beraber evin fiyatı 300000 TL’ye düşebilir. Böyle bir durumda o kişi, eviyle birlikte diğer varlıklarını da satmak zorunda kalabilir. Yani, borcun ”reel değeri” artmış olur (bir ev yerine evle beraber diğer reel varlıklar).

Borç Deflasyonuyla beraber ülkedeki nominal faizler düşerken reel faizler artar. Çünkü ekonomide fiyatlar genel düzeyindeki düşme hızı, nominal faizlerin düşme hızından çok daha yüksek olabilir.  Bu durum şöyle gerçekleşir: Kriz çıkmadan önce enflasyon oranı %5, nominal faiz oranları ise %7 olsun. Yani, %2 reel faiz var. Krizle beraber enflasyon yerini hızlı bir şekilde deflasyona bırakır. Örneğin, fiyatlar genel düzeyindeki düşüş hızı %4 olsun. Fakat nominal faizler sadece %0’a gerilesin. Bu durumda reel faiz oranı %4 olur. Reel faizlerdeki bu artış zaten yara almış olan iktisadi faaliyetlere daha çok zarar verir, ekonomi daha da küçülür.

Borç Deflasyonunun bir diğer önemli özelliği borçlulardan alacaklılara doğru olan servet aktarımı. Fiyatlar genel düzeyindeki düşüşle beraber borçluların serveti reel olarak azalırken, alacaklıların serveti reel olarak artar. Örneğin, kriz öncesinde bankadan kredi kullanmış bir sanayiciyi düşünelim. Krizle beraber sahibi olduğu fabrikanın da fiyatı düşer. Dolayısıyla, borcunu ödemesi için sadece fabrikasını satması yetmeyebilir, başka varlıklarını da satmak zorunda kalabilir. Olaya banka cephesinden bakarsak, bankanın alacağının reel değerinin artmış olduğunu görürüz. Çünkü banka borcunu tahsil etmek için fabrikaya ek olarak borçlunun diğer varlıklarına da el koyar. Böyle bir durumda borçluların reel serveti azaldığı için tüketimleri de azalırken, alacaklıların reel serveti arttığı için tüketimleri artar. Fakat, alacaklıların tüketimindeki artış, borçluların tüketimindeki azalmayı karşılayamaz ve ekonomideki toplam tüketim  daralır. Böyle bir durumda kriz daha da şiddetlenir.

Eğer devletin ekonomiye müdahalesi yoluyla bu kriz atlatılmazsa, kısır döngü kendi kendini besleyerek yoluna devam eder. Borçlular, borçlarının reel değerlerinin arttığını gördükçe daha fazla varlık satmak zorunda kalırlar. Daha fazla varlık sattıkça varlık fiyatları daha çok düşer. Varlık fiyatları düştükçe borçların reel değeri daha çok artar. Böyle bir durumda piyasalar kendi haline bırakılırsa ekonomi düzelmez, tam aksine kriz derinleşir. Bu noktada, devletin para ve maliye politikalarıyla sürece müdahale etmesi gerekir. 1929 Büyük Buhranı sırasında ABD’nin parasal genişlemeye gitmesi gerekirken, hatalı bir politikayla sıkılaştırmaya gittiler. Bu ise krizin derinliğini ve şiddetini artırdı, ekonominin tekrar düzelmesi çok uzun yıllar aldı.

Kuşkusuz, krizi atlatmak için başvurulan genişletici politikaların da yan etkileri var. Örneğin, ABD’deki teknoloji balonunun patlamasının ardından Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) uzun süreli bir genişlemeye gitmesi, konut fiyatlarında bir balon oluşturdu ve bu da tüm dünyayı etkileyen 2008 Krizine yol açtı. Her şeyde olduğu gibi, iktisat politikası uygulamalarında da ölçülü ve dikkatli olmak gerekiyor. Görüşmek üzere, herkese iyi bir hafta sonu dilerim.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »