Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

DÖVİZ KURU VE EKONOMİ

Tuğberk Çiloğlu

Bir ekonomide, ekonominin gidişatına etki eden pek çok faktör vardır. Geçtiğimiz haftalarda, faiz oranlarının ekonomiye olan etkisini sizlere açıklamaya çalışmıştım. Bu hafta ise bir başka önemli faktör olan döviz kurunun ekonomiye ve iktisat politikalarına olan etkisini analiz edelim.

Öncelikli olarak, döviz kuru nedir? Döviz kuru, bir birim yabancı paranın, ulusal para cinsinden değeridir dediğimizde, enserten (dolaysız) kur tarifi yapmış oluruz. Fakat, bir birim ulusal paranın, yabancı para cinsinden değeridir dediğimizde ise  serten (dolaylı) kur tarifi yapmış oluruz. Örnek vermek gerekirse, 1 $ = 2 TL dediğimizde bu enserten kurdur. 1 TL = 0,5 $ dediğimizde ise serten kurdur.  Yazıda enserten kuru kullanacağız.  Bu temel bilgilerden sonra, döviz kurları ekonomiyi nasıl etkiler, hep beraber görelim.

Döviz kurlarında bir yükseliş olduğunu düşünelim. Örneğin, ABD Doları TL karşısında değer kazansın. Bunun ekonomiye etkisi nasıl olur? Bu soruya tek yönlü bir cevap vermek mümkün değil. Ekonomi, son derece bütünsel ve dinamik bir süreç. Kurlardaki bir yükselişin kısa ve uzun vadede bambaşka etkileri olabilir. Örneğin, kurlardaki ani bir yükseliş, ülkemizde kısa vadede ekonomide bir şok etkisi yaratabilir. Bunun nedeni ise özel sektör firmalarının yüksek döviz açığı. Kısa vadede TL’nin ani bir şekilde değer kaybetmesi, bu şirketlerin döviz cinsinden borçlarının TL cinsinden karşılığını aniden artırır. Kuşkusuz, böyle bir durumun ciddi olumsuz etkileri olacaktır. Ayrıca, ülkemizin ciddi ithalat rakamlarını göz önünde bulundurduğumuzda, kurlardaki ani bir yükseliş maliyet enflasyonun da yükselmesine yol açacaktır.

Bir başka önemli etki ise ülkenin dış borç rasyolarında ortaya çıkabilir. Nasıl mı? Örneğin, ülkemizin döviz borcu 100 $ olsun. Toplam gelir ( üretim) ise 2000 TL olsun. Toplam üretimin döviz cinsinden değeri 1 $ = 2 TL iken 1000 $ olur. Dolayısıyla, döviz cinsinden borcun, döviz cinsinden üretime oranı % 10 olur. Aniden Dolar’ın 2 TL’den 4 TL’ye yükseldiğini düşünelim. Borç değişmez, 100 $ olarak kalır. Fakat ülkenin toplam gelirinin döviz cinsinden değeri 1000 $’dan 500 $’a düşer. Sonuç olarak, döviz cinsinden borcun döviz cinsinden gelire oranı %10’dan % 20’ye yükselmiş olur. Bu ise oldukça olumsuz bir gelişmedir çünkü ülkemizin riski artmış olur. Riskin artması sonucunda , uluslararası piyasalardan borçlanırken daha yüksek bir faiz maliyetiyle borçlanır.

Gelelim daha uzun vadeli etkilere. Uzun vadede ekonominin mevcut yapısına göre farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Örneğin, Türkiye ekonomisi yurt dışından sıcak para bulabildiği sürece büyüyebilen bir ekonomidir. Çünkü, önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, büyümek için yatırım yapmak zorundayız. Fakat kendi iç tasarruflarımız bu yatırımları finanse etmeye yetmemekte. Dolayısıyla, yabancıların tasarruflarıyla yatırımlarımız finanse edilmekte. Kısaca, ekonomimizin büyüme motoru sıcak para diyebiliriz. Döviz kurunun yükselmesi demek, ülkemiz için sıcak para maliyetinin de yükselmesi demek. Yüksek döviz kuru demek, yurt dışından ithal ettiğimiz sermaye mallarının da, fosil yakıtların da daha yüksek maliyetlerle ülkemize gelmesi demek. Bunun sonucu ise belli: Daha düşük bir büyüme oranı.

Bir diğer uzun vadeli etki ise dış ticaret kanalıyla gerçekleşir. Ulusal paranın değer kaybetmesi, Türkiye’de üretilen mal ve hizmetleri yabancılar için daha ucuz hale getirirken, yabancı ülkelerde üretilen mal ve hizmetler bizim için daha pahalı hale gelir. Bu ise kuşkusuz cari işlemler açığının azalmasına yol açar. Fakat bu durum her ülke için böyle midir? Örneğin, kendi ulusal parasının değer kaybetmesinden doğan bir maliyet avantajına, ihraç ettiği ürünlerin talebinin fiyat esnekliği düşük olan bir ülke ihtiyaç duymayabilir. Örneğin, yüksek kalitede ilaç üretiminde uzmanlaşmış bir ülke, sattığı ilacın fiyatı ne olursa olsun diğer ülkeler tarafından talep göreceğini bilir. Böyle bir durumda, kendi parasının değer kaybetmesinden doğan maliyet avantajına ihtiyacı olmaz.

Döviz kurlarıyla ilgili çok temel bir gerçeği belirtmeden olmaz. Bu gerçek iktisat politikalarıyla ilgili. Bildiğiniz gibi, döviz kuru sistemleri iki temel uçta toplanabilir; esnek ve sabit kur sistemleri. Bu iki uç arasında pek çok gri ton, yani kur sistemi seçeneği vardır. Belirtmek istediğim nokta şu: Eğer bir ülkede sabit döviz kuru sistemi varsa, yani dövizin fiyatı sıkı bir şekilde politika yapıcılar tarafından belirleniyorsa o ülkede bağımsız bir para politikası izlenemez. Neden mi?

Diyelim ki ülkemizde sabit kur rejimi sistemine geçilsin. Sabit kur sistemi altında, ülkemize yoğun bir yabancı sermaye girişi başlasın. Böyle bir durumda döviz arzı artacağı için ulusal para, yani TL hızla değer kazanma eğilimine girer. Fakat sabit kur sistemi olduğunu varsayıyoruz. Bu durumda TL’nin değer kazandığını gören Merkez Bankası piyasaya hızla TL satışı yapar ve piyasadan döviz alır. Böylece TL’nin döviz karşısındaki değerini düşürür. Fakat piyasaya yüklü miktarda TL likiditesi bırakmış olur. Eğer o sırada ülkemizde enflasyon tehlikesi varsa, bu durum enflasyonu daha da artırıcı etki yapar. Merkez Bankası enflasyondaki artışı engellemek isterse piyasaya tahvil satışı yaparak verdiği TL’leri tekrar geri alabilir. Fakat böyle bir durumda da tahvil arzı artar. Yani, tahvil fiyatları düşerken tahvil faizleri yükselir. Sıcak para yüksek faizi görünce tekrar Türkiye’ye yoğun bir döviz girişi başlar ve kısır döngü kendi kendini besler.

Yukarıda döviz kurlarının ekonomiye olan olası etkileri üzerine bir beyin fırtınası yapmaya çalıştım. Kuşkusuz,  bu konu üzerine daha pek çok şey yazılabilir, söylenebilir. Gördüğünüz gibi ekonomide tek bir gerçek yok. Uygulanan politikaların etkisi, döviz kurlarının ve daha pek çok parametrenin aynı anda değişmesi ekonomide farklı zaman dilimlerinden farklı sonuçlara yol açıyor. Ekonomi ile ilgili konuları, statik bir bakış açısı yerine dinamik olarak yorumlamanın daha doğru olacağı kanısındayım. Çünkü ekonomi dediğimiz olaylar ve süreçler, ”bütünün” bir parçası. Bütün ise daima dinamik. Herkese iyi hafta sonları.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@hotmail.com  utugberk@gmail.com

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »