Salı , 16 Nisan 2024
En Son Yazılar

DÖVİZ KURU DEĞİŞİMİ

Tuğberk Çiloğlu


Kuşkusuz, döviz kurları ekonomi dünyasında en çok yer kaplayan konulardan biridir. Bu durumun anlaşılabilir pek çok nedeni vardır. Basit bir örnek vermek gerekirse, tüketiciler gelirlerinin bir kısmını tasarruf ederler ve tasarruflarını değerlendirebilecekleri bir yatırım enstrümanı ararlar. Böyle bir durumda, akla ilk gelen seçeneklerden biri dövizdir. Yada, imalatçı bir şirket, ürünlerinin büyük bir kısmını ihraç etmekteyse, akıllarına ilk gelen soru, döviz kurunun ileride ne olacağıdır. Dövizle borçlanan kişiler ya da kurumlar için de aynısı geçerlidir. Bu yazıdaki amacım, bu kadar önemli olan döviz kurlarının değerindeki değişimi açıklayan teorilerden bazılarını basitçe sizlere açıklamak. Gelin, hep beraber öğrenelim.
Konuya başlamadan önce, açıklığa kavuşturmam gereken bazı noktalar var. Bunlardan biri ”dolaylı kur” (serten kur) ve ”dolaysız kur” (enserten kur) ayrımı. Dolaylı kur, bir birim ulusal paranın yabancı para cinsinden değeridir. Dolaysız kur ise, bir birim yabancı paranın ulusal para cinsinden değeridir. Örneğin, 1 TL= 0,5 Dolar ifadesi, dolaylı kur ifadesi iken, 1 Dolar= 2 TL ifadesi, dolaysız kur ifadesidir. Bir başka nokta ise, döviz kurlarındaki artış ya da azalışlara verilen isimdir. Eğer bir ülkedeki kur sistemi sabit döviz kuru sistemi ise, yani döviz kurları merkez bankası tarafından belirleniyor ise, ulusal paranın değer kaybetmesine ”devalüasyon” adı verilirken, ulusal paranın değer kazanmasına  ”revalüasyon” adı verilir. Eğer kur sistemi, esnek döviz kuru sistemi ise, yani döviz kurlarını piyasa belirliyor ise, verilen isimler değişir. Esnek kur sisteminde, ulusal paranın değer kaybetmesine ”depresiasyon” adı verilirken, ulusal paranın değer kazanmasına ”apresiasyon” adı verilir.
Döviz kurlarındaki değişimi açıklayan teorileri ikiye ayırmak istersek, ortaya şöyle bir ayrım çıkar: Uzun vadedeki değişimi açıklayan teoriler ve kısa vadedeki değişimi açıklayan teoriler. Bu iki grup arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Uzun vadedeki değişimi açıklayan teoriler, ağırlıklı olarak uluslararası mal akımlarını dikkate alırlarken, kısa vadedeki değişimi açıklayan teoriler, uluslararası sermaye ve fon akımlarını dikkate alırlar. Aslında bu yaklaşım farkının iki nedeni var diyebiliriz. Birincisi, uluslararası sermaye ve fon akımlarının hacminin, uluslararası mal akımlarının hacmini çoktan geçmiş ve katlamış olmasıdır. İkincisi ise, parasal sektör ile reel sektör arasındaki geçişkenliğin çoğunlukla gecikmeli olarak işlemesidir. Örneğin, döviz kurundaki bir değişim, aradan belli bir zaman geçtikten sonra ihraç yada ithal edilen malın fiyatlarına yansır. Bu ise bir gecikme yaratır.
Uzun vadede döviz kurlarını etkileyen temel faktörler nelerdir? Dört temel faktör sayabiliriz. Nisbi fiyat düzeyleri, tarife ve kotalar, yerli veya yabancı mal tercihi ve verimlilik düzeyi. Nisbi fiyat düzeyini açıklamadan önce, ”Tek Fiyat Yasası” adı verilen teoriyi sizlere anlatmak istiyorum. Örnek vermek gerekirse, bu teori şöyle işler: Standart bir malın Türkiye’deki TL cinsinden fiyatı, aynı malın Amerika’daki fiyatının TL cinsine eşit olmalıdır ( O anki cari kur üzerinden). Örnek verelim. 1 ton pamuğun ülkemizdeki fiyatı 200 TL olsun. Aynı özelliklere sahip 1 ton pamuğun ABD’deki fiyatı ise 100 Dolar olsun. Teoriye göre, bu iki fiyat birbirine eşit olmalıdır. Yani, 1 Dolar= 2 TL olmalıdır. Eğer kur bu seviyede değilse, bir dengesizlik var demektir ve bu dengesizlik piyasa tarafından düzeltilir. Nasıl mı? Piyasada bir dengesizlik olsun ve 1 Dolar= 1 TL olsun. Bu durumda pamuğun ülkemizdeki fiyatı 200 TL olurken, ABD’deki fiyatı 100 TL olur. Peki, bu durum sürdürülebilir mi? Tabii ki hayır. Aradaki fiyat farkından faydalanmak isteyen tüccarlar, ABD’den  pamuk ithal edip, Türkiye’de satarlar. Bu işlemin sonucunda Türkiye’de ithalat için Dolara talep oluşur ve Doların fiyatı aşama aşama artar, 1 Dolar= 2 TL olur. İşte, nisbi fiyat düzeyi yaklaşımı, diğer adıyla ”Satın Alma Gücü Paritesi Teorisi”, tek fiyat Yasası’nın tüm mal ve hizmetler için genelleştirilmiş şeklidir. Yalnız, nisbi fiyat düzeyi yaklaşımı, ortalama fiyatların kendisiyle değil, değişimiyle ilgilenir. Nasıl mı?
Örneğin 1 Dolar= 2 TL olsun ve Türkiye’deki enflasyon yüzde 11 iken, ABD’deki enflasyon yüzde 1 olsun. Bu durumda, aradaki enflasyon farkı yüzde 10’dur. Bu aynı zamanda şunun da göstergesidir: Dolar, TL’ye karşı yüzde 10 değer kazanmalıdır. Yani, 1 Dolar= 2,20 TL olmalıdır. Bu örneğe göre Dolar yükselmezse, önceki yazımda belirttiğim gibi, ülkemiz ihracat avantajını kaybedecektir. Çünkü, Amerikan malları Türkler için ucuz hale gelirken, Türk malları Amerikalılar için pahalı hale gelecektir. Teoriye göre, bunun olmaması için TL’nin enflasyon farkı oranında değer kaybetmesi gerekmektedir.
Bir diğer faktör, tarife ve kotalardır. Bunu da basit örnek yardımıyla açıklayabiliriz. Örneğin Türkiye, ABD’den ithal edilen bazı mal ve hizmetlere ithalat yasağı veya limiti getirirse, bu mal ve hizmetlerin ithalatı düşer. İthalatımızın düşmesi ise, ithalat için daha az Dolar talep etmemize neden olur. Bunun sonucunda ise uzun vadede Dolar, TL’ye karşı değer kaybeder.
Bir başka faktör ise, yerli veya yabancı mal tercihidir. Örneğin, ABD’de Türk mallarına karşı yoğun bir talep oluşursa, Türkiye’nin ABD’ye olan ihracatı artacaktır. Bunun sonucunda ise Türkiye’ye giren Dolar miktarı artacaktır. Dolar miktarının (arzının) artması ise, uzun vadede Doların TL’ye karşı değer kaybetmesine neden olacaktır.
Bir diğer faktör ise , verimlilik düzeyidir. Bu duruma şöyle bir örnek verilebilir: Eğer ABD’deki verimlilik artarsa, yani aynı miktar üretim girdisiyle, daha çok mal ve hizmet üretilmeye başlanırsa, bu durum ABD’nin üretim maliyetlerini düşürecektir. Üretim maliyetlerindeki düşüşün sonucunda, Amerikan mal ve hizmetleri Türkiye için daha ucuz olacaktır. Bunun sonucunda ABD’nin Türkiye’ye olan ihracatı artarken, Türkiye’den yaptıkları ithalat azalacaktır. Bu durum ise Türkiye’nin ihracatını azaltıp, ithalatını artırdığı için ülkemizde Dolar’a olan talebin artmasına neden olacaktır, ki buda Doların değerini uzun vadede artıracaktır.
Döviz kurlarının kısa vadedeki değişimini açıklamak için ise, iki teori kullanılabilir: ”Portföy Dengesi Teorisi” ve ”Faiz Paritesi Teorisi”. Günümüzdeki uluslararası yoğun fon akımlarını göz önünde bulundurursak, kısa vadede para akışlarının döviz kurları üzerinde büyük bir etkisi olduğunu görebiliriz. Portföy Dengesi Teorisini basitçe özetlemek gerekirse, yatırımcılar ellerindeki fonları, riski minimum, getiriyi ise maksimum yapacak şekilde dağıtmaya çabalarlar. Teorinin özü budur. Örneğin, Hindistan’ın ciddi bir krize girdiğini düşünelim. Bu kriz sonucunda Hindistan Rupi’si ( Hindistan Ulusal Para Birimi) ciddi miktarda değer kaybetsin ve olması gereken seviyenin altına düşsün. Bu durumda Amerikalı yatırımcılar, Rupi’de ciddi bir değer artış potansiyeli gördükleri için, ellerindeki Dolarları satarlar ve karşılığında Rupi alırlar. Yada, Ortadoğu’da büyük bir askeri-politik kriz çıktığında ve çatışma ortamı doğduğunda, Amerikalı yatırımcılar hemen güvenli varlık talebine yönelirler ve küresel olarak güvenli varlık olarak kabul edilen Japon Yen’ine ve İsviçre Frang’ına hücum ederler. Genelde bu hareketler ani ve kısa vadeli bir şekilde gerçekleşir.
Kısa vadeli kur değişimini açıklayan bir başka teori ise, faiz paritesi teorisidir. Buradaki mantık oldukça açıktır: İki ülkenin arasındaki faiz farkı, ülkelerden birinin döviz kurundaki beklenen değişime eşittir. Nasıl mı? Örnek verelim. Örneğin, faizler Türkiye’de  yüzde 10, ABD’de ise yüzde 3 olsun. Aradaki faiz farkı yüzde 7 olur. Bu durum şunu gösterir: Piyasa, ilerleyen zamanda Dolar’ın TL’ye karşı yüzde 7 değer kazanmasını bekliyor demektir. Bir an için faizler yine Türkiye’de yüzde 10, ABD’de yüzde 3 iken, Doların  artış beklentisinin yüzde 7 yerine yüzde 3 olduğunu düşünelim. Bu durumda Türkiye’deki TL cinsi varlıklara, örneğin tahvillere ciddi bir talep olurken, ABD’deki Dolar cinci varlıklardan ciddi bir dolar çıkışı olur. Bunun sonucunda ABD’de Doların miktarı azalır ve Dolar faizi yüzde 5 ‘e yükselir. Türkiye’de ise tahvillere yoğun giriş olduğundan tahvil faizleri düşer ve yüzde 8 olur. Böylece aradaki faiz farkı yüzde 3 ‘e eşitlenmiş olur.
Yukarıda sizlere döviz kurlarındaki değişimi açıklayan teorileri özetlemeye çalıştım. Bu teorilerin kapsamı burada anlatılamayacak kadar geniş ve kapsamlıdır. Döviz kurları hakkında bilgisini derinleştirmek isteyenlere önerebileceğim kitap, geçen hafta da tavsiye ettiğim gibi, Prof. Dr. Halil Seyidoğlu’nun ”Uluslararası Finans” kitabıdır (Güzem Can Yayınları). Bu kitaba ek olarak, Frederic Mishkin’in ”Para, Bankacılık ve Finansal Piyasalar İktisadı” (Akademi Yayıncılık) isimli kitabını da tavsiye ederim. Bu yazıyı yazarken bu iki değerli kitaptan yararlandım. Günümüzün birbirine internet ağlarıyla bağlı olan küreselleşmiş ekonomi koşullarında, döviz kuru tahmininin önemi, gerek kamu, gerekse özel kesim için  her geçen gün artmaktadır. Herkese, bu konu hakkındaki bilgilerinizi derinleştirmenizi tavsiye eder, iyi bir hafta sonu dilerim.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »