Salı , 16 Nisan 2024
En Son Yazılar

FAİZ VE EKONOMİ

Tuğberk Çiloğlu

Ekonomide kaç farklı fiyat var? Sayabilirmiyiz? Elma fiyatı, araba fiyatı, hisse senedi fiyatı, ev fiyatı, mobilya fiyatı…Teker teker saysak bile hepsini saymak uzun yıllar alabilir. Fakat size desem ki, ekonomideki bunca farklı fiyatın yükselişini, düşüşünü, seviyesini belirleyen tek bir fiyat var. Üstelik bu fiyat tüm bunlara etki etmekle kalmıyor, ekonominin toplam üretim düzeyini de tek başına yönlendirebiliyor. Merak ettiniz mi? Bu fiyat; paranın fiyatı. Yani, faiz oranı.

Aklınıza gelen ilk soru ”Neden” olmalı. Çünkü ekonomideki ortak değişim aracı para. Ortak değişim aracı para olduğu için en önemli fiyat da ortak değişim aracının fiyatı oluyor. İkinci soru ise ”Nasıl” olmalı. Yani, nasıl oluyor da faiz oranları ekonomideki çoğu değişkeni böylesine etkileyebiliyor? Örneklerle açıklayalım.

Faiz oranlarının en çok etkili olduğu alanlardan biri fiyatlar genel düzeyi. Bunun nedeni oldukça temel ve basit. Eğer faiz oranları yüksek olursa, ekonomik birimler tüketim yapmak yerine tasarruf yapmayı tercih ederler. Çünkü faiz aynı zamanda paranın getirisi. Yani, faiz oranı ekonomik birimlerin gelirlerini tüketmek yerine tasarruf etmeyi tercih ettikleri zaman elde edecekleri getiriyi de ifade eder. Doğal olarak, yüksek faiz oranlarının yaşandığı bir ekonomide paranın getirisi de yüksek olduğu için ekonomik birimler tasarruflarını artırıp, tüketimlerini azaltırlar. Böyle bir durumda ise ekonomideki mal ve hizmetlere olan toplam talep düşer. Bu ise fiyatlar genel düzeyindeki düşüşü beraberinde getirir. Faiz oranları düşük olduğunda ise bu sürecin tam tersi gerçekleşir ve tasarruflar azalırken tüketim artar. Bu ise fiyatlar genel düzeyini yükseltir. Şöyle bir soru aklınıza gelebilir: Faizler neye göre düşük, neye göre yüksek? Yani ölçüt ne? Ölçüt enflasyon oranı. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, enflasyon oranının altında kalan bir faiz oranı, tüketimdeki artışı da beraberinde getirir. Çünkü ekonomik birimler tasarruf davranışında bulundukları zaman reel olarak tasarruf edip bankaya yatırdıkları paranın satın alma gücü azalır.
Faiz oranı, cari işlemler açığı ile de yakından bağlantılı. Faiz oranlarının seviyesi, cari açığın seviyesine önemli ölçüde etki edebilir. Nasıl mı? Örneği ülkemizden verelim. Bildiğiniz gibi, cari açık ülkemizin en önemli ekonomik sorunlarından biri. Peki, cari açığa neden olan şey ne? Yani, ekonomide neler oluyor ve biz cari işlemler açığı veriyoruz? Önceki yazılarımda da açıkladığım gibi en temel neden, iç tasarruflarımızın yatırımlarımızı karşılayamaması. Yani, ülkemizin kendi tasarrufları yatırımlarını finanse etmeye yetmiyor. Yatırımların iç tasarruflarla karşılanamayan kısmı ise dış tasarruflarla, yani yabancıların tasarruflarıyla karşılanıyor. İşte, yatırımlarla iç tasarruflar arasındaki fark da cari açığımızı oluşturuyor. Peki, bunun faizle ne ilgisi var? Az önce bahsettiğimiz gibi, tasarrufları belirleyen faktörlerden biri faiz oranı. Ülkemizdeki faiz oranı enflasyon oranımızın altında. Yani, tasarruf sahiplerinin bankaya para yatırmaktan elde ettikleri reel getiri negatif. Dolayısıyla bu durum ekonomik birimleri tasarruf yerine tüketime yönlendirmekte. Bunun sonucunda ise iç tasarruf oranlarımız düşük kalmakta.
Faiz oranları cari işlemler açığına sadece tüketim tasarruf yoluyla etki etmez. Döviz kuru yoluyla da etki eder. Nasıl mı? Faizlerin yükseldiğini düşünelim. Böyle bir durumda ne olur? Yüksek faizi gören yabancı sermaye portföy akımları yoluyla Türkiye’ye gelir. Yani dışarıdan döviz girişi olur, döviz arzı artar. Döviz arzının artmasıyla beraber döviz fiyatları düşer. Yani, Türk Lirası değer kazanır. Bunun sonucunda ise Türkiye’de üretilen mal ve hizmetler yabancılar için pahalı hale gelirken, yabancı ülkelerde üretilen mal ve hizmetler bizim için ucuz hale gelir. Doğal olarak,  ülkemizin ihracatı azalırken ( ya da artış hızı azalırken) ithalatımız artar. Böylece cari açığımız da artmış olur. Dikkat ettiyseniz faiz oranlarındaki artış, iç tasarrufları artırarak cari açığı düşürücü etki yaparken, ulusal paramızın değer kazanması yoluyla cari açığı artırıcı etki yapar. Birbirine zıt yönde iki etki doğurmuş olur. Peki bu noktada cari açığın artışını engellemek için nasıl bir para politikası izlenebilir? Örneğin faizler yükseldiğinde ülkeye dışarıdan döviz girişi hızlanırsa, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) piyasadan döviz satın alabilir. Böylece dövizin fiyatındaki düşüş engellenmiş olur. Fakat sonra ne olur? TCMB piyasadan döviz alırken karşılığında piyasaya TL arz eder. Yani, piyasadaki TL miktarı artar. Bunun sonucunda ise TL’nin fiyatı olan faiz oranı düşer. Peki, faizler düşerse ne olur? İç tasarruflarımız azalırken tüketimimiz artar. Bunun sonucu ise bildiğiniz gibi cari açıkta artış olur. Gördüğünüz gibi, iktisat politikası aynı zamanda bir sanat. Dengeleri sağlamak oldukça güç.
Faiz oranlarının etkili olduğu en önemli fiyatlardan biri ise hisse senedi fiyatı. Bildiğiniz gibi, faiz ve hisse fiyatları genelde ters yönlü hareket eder. Peki neden? Basit bir örnekle açıklayalım. Bir yatırımcı düşünün, elindeki parasıyla ya hisse senedi satın alacak ya da hazine bonosu satın alacak. Hisse senedi riskli, fiyatın düşme olasılığı var. Fakat hazine bonosunun geri ödenmeme riski neredeyse sıfır. Varsayalım ki, faiz oranları yükselsin, dolayısıyla hazine bonosunun faizi de yükselsin. Bu tür bir yüksek faiz ortamında hisse senedi fiyatları ne olur? Düşer. Nasıl mı? Yatırımcının hisse senedi satın alırken en önemli amacı ne? Aldığı hisse senedinin fiyatında bir yükseliş olması. Fakat, fiyatı yüksek olan, yani zaten yükselmiş bir hissenin fiyatının yükselme potansiyeli, ucuz fiyatlanmış bir hisseye göre oldukça düşüktür. Yani, fiyatı düşmüş bir hisse senedinin yükselme olasılığı, fiyatı zaten yüksek olan bir hisse senedinin yükselme olasılığından çok daha fazladır. Eğer ekonomide risksiz faiz oranları, yani risksiz hazine bonosunun faiz getirisi yükselirse, yatırımcılar ”riskli” olan hisse senetlerinden daha yüksek bir getiri bekler. Başka bir deyişle, hisse senetlerinden ”beklenen getiri” artar. İşte bu nedenle yatırımcılar hisse senetlerinden yüksek getiri elde etmek için borsanın ucuzlamasını, hisse fiyatlarının düşmesini beklerler. Yani, eğer borsadaki hisseler pahalı ise borsaya para yatırmazlar, borsa düşer. Faizler yükseldiğinde borsanın düşmesinin altında yatan en önemli iktisadi mantık budur.
Sizlere ekonomideki en önemli fiyat olan faiz oranlarının neden bu kadar çok önemli olduğunu açıklamaya çalıştım. Kuşkusuz, yukarıda belirttiklerimiz haricinde bu konuya daha pek çok yorum ve analiz getirilebilir. Çünkü, ekonomi statik değil, dinamik. Evrende olduğu gibi ekonomide de değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Bizlere düşen, bu değişimleri doğru okuyup analiz edebilmek. Herkese sağlık, mutluluk ve başarı dolu yeni bir yıl dilerim.
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.
 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »