Pazartesi , 23 Mayıs 2022
En Son Yazılar

FİNANSAL SERBESTLEŞME

Tuğberk Çiloğlu

Geçtiğimiz hafta piyasaların gündemini en çok Yunanistan ve Çin’den gelen haberler belirledi. Yunanistan’ın durumu malum, piyasalar her yeni gün Yunanistan’ın iflas olasılığını tartışıyor, bu da ciddi bir stres yaratıyor. Çin ekonomisi ise yakın tarihinde yaşamadığı bir olguyla karşı karşıya: Büyük çaplı bir borsa çöküşü. Yunanistan ve Çin’in bu yaşadıklarının ise ortak bir noktası var: Uluslararası sermaye hareketleri.
Uluslararası sermaye hareketlerinin ekonomik gelişmeye etkisi konusunda iktisat literatüründe pek çok tartışma var. Temel soru şu: Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ülkelerin ekonomik kalkınmasına hangi yönde etki eder? Uluslararası sermaye hareketlerinin serbestleşmesini savunan en önemli hipotezlerden biri McKinnon ve Shaw Hipotezi.

Bu hipoteze göre ülkelerin yurtiçi ve yurtdışı finansal akımları serbest bırakmalarıyla birlikte, yurtiçi piyasada faiz oranları olması gerektiği düzeye erişebilecektir, yani yükselecektir. Faizlerin yükselmesiyle beraber yurtiçindeki ekonomik birimler faizden yararlanmak için paralarını bankaya yatırırken, yurtdışı fon akımları da yüksek faiz getirisi nedeniyle ülkeye gelecektir. Para ve sermaye piyasalarında biriken bu fonlarla ülkede yatırımlar artacak, artan yatırımlar ise ülkenin gelir düzeyinin yükselmesini sağlayacaktır. Gelir düzeyi arttıkça, yapılan tasarruflar da artacaktır ve tasarruflar tekrar yatırıma, yatırımlar ise gelire dönüşecektir. Hipoteze göre bu döngünün sonunda ülke yatırımlarını artık tamamen kendi iç kaynaklarıyla finanse edebilir düzeye gelecektir ve dışa olan bağımlılığı bitecektir. Peki gerçek hayatta her şey bu kadar toz pembe mi?

Gerçekler ve tarih bize finansal serbestleşmelerin her zaman iyi sonuçlar doğurmadığını gösteriyor. Serbestleşmenin iyi sonuçlar doğurması için etkin regülasyon politikalarının da mutlaka yerleşik olarak uygulanması gerekiyor. 2008 Krizi bunun çok güzel bir örneği. ABD’de yeterince regüle edilmeyen Mortgage’a dayalı türev ürünler piyasası, geniş bir serbestlikle birleşince küresel finans sistemini çökme noktasına kadar getiren bir krize yol açtı. ABD gibi güçlü kurumsal yapılara sahip bir ülkede bile, bir piyasadaki denetim ve düzenleme eksikliği böylesine büyük sonuçlar doğurabiliyor.

Gelişmekte olan ekonomilerin ise güçlü kurumsal yapılara yeterince sahip olmadığı ise bilinen bir gerçek. Dolayısıyla, bu tür ülkelerde uygulanan ani serbestleşme politikaları, ciddi finansal krizlere yol açabilir. Tarih de bize bunu gösteriyor. 1980’lerde yaşanan Latin Amerika Krizi, 1997 Asya Krizi, 2001 Türkiye Krizi bu gerçeğe örnek gösterilebilir.

Çin borsalarında yaşanan son gelişmeler ise oldukça düşündürücü. Çin uzun zamandır borsalardaki yükselişi teşvik edici uygulamalarda bulunuyordu, yani yatırımcılar hızlı bir şekilde Çin borsalarının değerini yükseltirken Çinli yetkililer bu gidişi hızlandıracak faaliyetlerde bulundular. Tüm bunlar ise Çin borsalarında ciddi bir balonun oluşmasına yol açtı. Şimdi ise bu balon patlıyor. Balonun şişmesine yardımcı olan Çinli yetkili kurumlar şimdi borsa çöküşünün önüne geçmeye çalışıyor. Fakat başarılı olup olamayacakları belirsiz. Çin uzun yıllar süren sosyalist bir ekonomik modelin ardından aşamalı olarak serbest piyasa ekonomine geçiyor. Bu geçiş 1980’li yıllarda başladı, yani ani bir geçiş yaşanmıyor fakat buna rağmen borsa çöküşleri gibi olumsuz gelişmeler yaşanabiliyor. Eğer Çin borsalarında yaşanan bu çöküş reel ekonomiye de yansırsa, dış ticaret kanalıyla tüm dünya ekonomisini etkileme potansiyeline sahip.

Yunanistan ise bir süredir sermaye kontrolleri uyguluyor. Bunu yapmalarının nedeni ise ani fon çıkışlarının önüne geçmek. Bildiğiniz gibi, Yunanistan Avrupa Birliği’ne (AB) girdikten sonra yurtdışından yüklü miktarda borç almıştı, yani tam bir finansal serbestlik vardı. Alınan borçların verimli yatırımlarda değerlendirilememesi sonucunda bu kriz çıktı. Yunanistan’ın sermaye kontrolü uygulaması şimdilik ani fon çıkışlarını engelleyebilir fakat uzun dönemde sonuç vermesi zor görünüyor. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Eğer Yunanistan daha önce ölçüsüz bir şekilde borçlanmasaydı şimdi sermaye kontrolü uygulamalarına gerek de kalmayacaktı.

Sonuç olarak, dünya geneline baktığımızda denetleme ve düzenlemenin yeterince etkin olmadığı ülkelerde finansal serbestleşme ani piyasa çöküşlerine yol açabiliyor. Fakat serbestleşme, güçlü kurumsal yapılarla ve etkin regülasyonlarla uygulandığında ekonomilere çok büyük katkılar sağlıyor. Giderek küreselleşen, finansal akımların küresel etkisinin giderek arttığı bu dönemde, uluslararası sermaye akımlarının serbestliği konusu da önümüzdeki dönemde çok tartışılacağa benziyor. Görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com utugberk@hotmail.com

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »