Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

GENEL DEĞERLENDİRME

Tuğberk Çiloğlu

Son zamanlarda küresel anlamda önemli gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. ABD’de açıklanan veriler, Batı ile İran arasındaki anlaşma ve Yunanistan’la ilgili gelişmeler bugünlerde küresel ekonomiye yön veriyor. Bunlara ek olarak, bir bankanın yapmış olduğu bir araştırmanın sonuçları da oldukça dikkat çekici. Bu gelişmeler bize ne anlatıyor?

Batı ülkeleri ve İran uzun süren bir gerginlik sürecinin ardından nükleer müzakerelerde bir anlaşmaya vardılar. Bu oldukça önemli bir gelişme. Anlaşma ne kadar uzun ömürlü olur sorusu kritik öneme sahip. Çünkü anlaşmada belirsiz bazı noktalar var. Örneğin, uluslararası toplum İran’a olan yaptırımları gevşetmeyi anlaşma sonucunda kabul etti. Fakat bu süreç nasıl işleyecek? İran, anlaşmanın şartlarına uymazsa, ki uymama ihtimali var, gevşetilen yaptırımlar nasıl tekrar yürürlüğe girecek? Tüm bu soruların cevaplarını bize zaman gösterecek. Fakat bu anlaşma uzun ömürlü olursa, bunun küresel piyasalar üzerinde önemli etkileri olabilir. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, petrol ve altın fiyatlarını belirleyen en temel etkenlerden biri jeopolitik riskler. Eğer İran ve Batı ülkeleri arasındaki gerginlik son bulursa, jeopolitik riskler önemli ölçüde azalacağı için petrol ve altın fiyatlarında düşüşler görülebilir. Özellikle zaten düşmüş olan petrol fiyatları daha da fazla düşerse, Türkiye bu durumdan olumlu etkilenecektir. Fakat unutmamak gerekir ki, Türkiye’nin ihracat pazarları olan Rusya ve Ortadoğu ülkeleri önemli petrol ihracatçıları. Petrol fiyatlarında İran etkisinden kaynaklanan ek bir düşüş, zaten düşük petrol fiyatları nedeniyle zor durumda olan bu ülkeleri daha derin bir ekonomik bunalımın içine sürükleyebilir. Kuşkusuz bu durum Türkiye’yi olumsuz etkiler. Dikkat ettiyseniz, burada yine bir belirsizlik söz konusu. Yani, bu anlaşmanın sonuçları Türkiye için olumlu da olabilir, olumsuz da. Bunu da bize zaman gösterecek.

ABD’den önemli ekonomik veriler gelmeye devam ediyor. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırım süreciyle ilgili soru işaretlerinin niteliği değişiyor. Eskiden sorulan soru, FED’in faizleri artırıp artırmayacağı sorusu idi. Artık bu soru sorulmuyor çünkü cevabı neredeyse kesin, FED faizleri artıracak. Küresel piyasaların yanıt aramaya çalıştığı asıl soru şu: FED faizleri ne zaman artıracak? Bu noktada iki olasılık ağırlık kazanmaya başladı: FED büyük olasılıkla Haziran ayında ya da Eylül ayında faizleri artırmaya başlayacak. Faiz artırımına Haziranda mı başlanır yoksa Eylülde mi sorusunun cevabını ABD’de açıklanan veriler verecek. Son açıklanan veride Mart ayında ABD’de tarım dışı istihdam uzun bir süredir ilk kez 200000 kişinin altında arttı. 126000 kişilik istihdam artışı Aralık 2013’den beri görülen en düşük artış. Bu açıklanan veri faiz artırımında Eylül ayının tercih edilme olasılığını biraz artırmış gözüküyor. Çünkü FED’in faizleri artırmadan önce ekonominin toparlandığından iyice emin olması gerekiyor. İstihdam artışı düşük gelmekle beraber, saatlik ücretler az da olsa artış gösterdi. Ücretlerin artması, bir süre sonra enflasyonu da talep yoluyla yükseltecektir. FED, proaktif davranan bir merkez bankası. Yani, bir olay gerçekleşmeden önce önlemini alan bir merkez bankası. Dolayısıyla, petrol fiyatlarındaki düşüşün geçici olduğu gerçeği ve ücretlerdeki artışı göz önüne aldığımızda, FED ‘in faizleri yakın bir zamanda artırma kararından dönmeyeceğini söyleyebiliriz.

Yunanistan konusundaki gelişmeler de küresel ekonomiye yön vermeye devam ediyor. Hatırlayacağınız gibi, Yunanistan ile Avrupa arasında bir anlaşmaya varılmıştı. Bu anlaşmayla ilgili süreç devam ediyor. Yunanistan, yeni bir reform paketini Euro bölgesi maliye bakanlarına gönderdi fakat Bloomberg HT’nin haberine göre maliye bakanları paketi yeterli bulmadı. Önümüzdeki süreçte Yunanistan buna nasıl bir tepki verir? Yunanistan  borç krizi konusundaki gelişmeler daha uzun süre piyasaları meşgul edeceğe benziyor. Aslında bu durum da Türkiye bakımından belirsizliğini koruyor. Nasıl mı?

 Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkması ve bunun sonucunda bir domino etkisi sonucunda tüm Avrupa’nın yeni bir krize girmesi kuşkusuz Türkiye’yi de olumsuz etkiler. Böyle bir durumda sermaye akımlarında ciddi volatilite yaşanır. Fakat, Avrupa’nın Yunanistan sorununu çözmesi ve kriz yaşanmaması ihtimali durumunda Türkiye bundan nasıl etkilenir? Böyle bir durumda Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihracatı artacağı için iyi etkilenir diyebiliriz fakat işin bir de FED tarafı var. FED’i faiz artırımı konusunda endişelendiren noktalardan biri de giderek güçlenen Dolar. Güçlü Dolar, ABD’nin ihracatını zayıflatıyor. Eğer Avrupa toparlanırsa Euro, Dolar’a karşı değer kazanacaktır. Bu durum ise FED’in elini rahatlatır. Çünkü Avrupa’nın toparlanması durumunda hem ABD’nin Avrupa’ya olan ihracatı artar hem de FED’in üzerinde ”faizleri artırırsanız Dolar daha da fazla değer kazanır” baskısı olmaz. Böyle bir durumda Dolar zaten Euro karşısında değer kaybetmiş olacağı için FED rahatlıkla faiz artırımına başlayabilir. Kuşkusuz böyle bir durum da Türkiye’yi olumsuz etkiler. Çünkü böyle bir durumda Dolar, TL’ye karşı daha da fazla değer kazanacaktır. Yani Avrupa sorunu da Türkiye’yi etkileme bakımından belirsizliğini koruyor.

Bloomberg HT’nin haberine göre ING Bank küresel sermaye akımlarıyla ilgili bir araştırma yaptı. Araştırmanın detayları ilginç. ING Bank’a göre 2014 yılının sadece ikinci yarısında onbeş gelişmekte olan ülkeden toplamda 392,4 milyar dolar para çıkışı olmuş. Yani sermaye ana vatanı olan gelişmiş piyasalara doğru bir dönüş gerçekleştirmiş. Bu oldukça yüksek bir rakam. Örneğin 2008-2009 krizinde yine bu ülkelerden üç çeyrekte gerçekleşen para çıkışı araştırmaya göre 545,9 milyar dolar. Bu karşılaştırma, rakamın ciddiyetini gözler önüne seriyor. Bu çıkış durur mu yoksa devam eder mi? Büyük bir olasılıkla devam eder. Çünkü FED daha faizleri artırmadı. Sadece faiz artırım beklentisiyle bu kadar yüklü bir para çıkışı oluyorsa, faizler gerçekten artış sürecine girdiği zaman neler olabilir sorusunun cevabını tahmin etmek fazla zor olmamalı. Aslında karmaşık gibi görünse de, tüm bu sürecin özü gayet açık. 2008 Krizinin ardından FED’in yaptığı parasal genişleme ve faiz indirme operasyonlarıyla beraber gelişmekte olan ülkelere akan sıcak para, FED’in parasal sıkılaştırma ve faiz artırma işaretleri vermesiyle beraber tekrar ana vatanına dönüyor.

Görüldüğü gibi küresel ekonomik gelişmeler tüm dünyaya yön vermeye devam ediyor. Bu gelişmelerin olası sonuçları ise bazı yönleriyle belirli, bazı yönleriyle belirsiz sonuçlar üretme potansiyeline sahip. Neler olacağını zaman gösterecek. Görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »