Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

GETİRİ EĞRİSİ, PARA POLİTİKASI VE AVRUPA

Tuğberk Çiloğlu

Bir an için kendinizi devlet tahvili/bonosu satın almak isteyen, yani devlete borç vermek isteyen bir yatırımcı olarak düşünün. Önünüzde çeşitli seçenekler var. İsterseniz, 6 ay vadeli  hazine bonosu da satın alabilirsiniz, 2 yıl veya 10 yıl vadeli devlet tahvili de. Seçim tamamen sizin. Bu kararı neye göre verirsiniz? Bakmanız gereken en önemli şey, enflasyon oranı. Diyelim ki, enflasyonun önümüzdeki dönemde, örneğin 10 yıl içinde, ciddi olarak yükseleceğini tahmin ediyorsunuz. Ekonomideki genel beklentiler de aynı yönde olsun. Sizinle birlikte yatırımcıların çok büyük bir kısmı da enflasyonun yükseleceğini düşünüyor. Böyle bir durumda devletin borçlanma amacıyla ihraç ettiği uzun vadeli tahvillerin faizi, yani getirisi ne olur?

Aslında yukarıdaki soruya vereceğiniz cevap, bizlere getiri eğrisinin de ne olduğunu, ne anlama geldiğini de açıklıyor. Getiri eğrisi, çeşitli borçlanma araçlarının faiz oranları ile vadeleri arasındaki ilişkiyi gösteren eğridir. Yani, bir grafikte yatay eksene vadeyi, dikey eksene ise faizi koyarsak getiri eğrisi elde etmiş oluruz. Tekrar yukarıda sorduğumuz soruya dönelim. Yüksek enflasyon beklentisinin olduğu bir ortamda, getiri eğrisi giderek dikleşir. Nasıl mı? Borçlanma aracının vadesi uzadıkça (Örneğin 2 yıllıktan 10 yıllığa) faizi de, yani borç veren yatırımcının elde edeceği faiz geliri de artar.  Enflasyonun yükseldiği bir ortamda, yatırımcılar reel gelirlerini korumak için daha yüksek bir faiz talep ederler. Fakat eğer ekonomide enflasyonun gelecek dönemde yükselmesi beklenmiyorsa, hatta giderek düşmesi bekleniyorsa (fiyatlar genel düzeyinin artış hızının yavaşlaması) getiri eğrisi giderek yatay bir şekil alır. Örnek vermek gerekirse , böyle bir durumda 6 aylık hazine bonosunun faiziyle 2 yıllık devlet tahvilinin faizi arasındaki fark giderek azalır. Peki, tüm bunların para politikasıyla ne ilgisi var?
Merkez bankaları, para politikası kararları yoluyla asıl olarak çok kısa vadeli faiz oranlarını belirleyebilirler. Çok kısa vadeli faiz oranları, gecelik ve haftalık repo faiz oranlarıdır. Yani, gecelik veya haftalık vadede merkez bankasının piyasaya verdiği borcun faizi, çok kısa vadeli faiz oranıdır. Merkez bankası bu faiz oranını rahatlıkla yönlendirebilir. Örneğin, piyasaya verdiği paranın miktarını kısarak bu faiz oranının yükselmesini sağlayabilir. Ya da, piyasayı fonladığı miktarı artırarak faizin düşmesini sağlayabilir. Fakat, daha uzun vadeli faizlere merkez bankası doğrudan müdahale edemez.  Uzun vadeli faizler, ağırlıklı olarak piyasanın enflasyon beklentileri tarafından belirlenir. Fakat, kredibilitesi, yani güvenilirliği yüksek bir merkez bankası çok kısa vadeli faizleri kullanarak  uzun vadeli faizlere dolaylı yoldan etki edebilir. İşte tam bu noktada getiri eğrisi önem kazanır. Nasıl mı?
Diyelim ki bir ekonomide yüksek enflasyon beklentisi var. Bu nedenle getiri eğrisi de oldukça dik. Bir başka deyişle, kısa ve uzun vadeli faizler arasındaki faiz farkı hayli yüksek. Yatırımcılar, enflasyon nedeniyle 10 yıl sonraki kısa vadeli faizlerin, 2 yıl sonraki kısa vadeli faizlerden çok daha yüksek olacağını düşünüyorlar ve getiri eğrisini de buna göre fiyatlamışlar. Merkez bankası ise bu enflasyon beklentisini kırmak istiyor ve bu amaçla piyasaya (bankalara) verdiği paranın miktarını aniden kısıyor, yani parasal sıkılaştırmaya gidiyor. Böyle bir durumda piyasadaki gecelik ve haftalık faizler hızlıca yükselir. Bankalar, merkez bankasından çok daha yüksek faiz maliyetleriyle  borçlanmaya başlar. Bu durumda bankaların borçlanma maliyetleri artmış olur. Süreç devam eder. Bankaların ihraç ettiği kısa vadeli banka bonolarının faizi de bunu takiben artmaya başlar. Bankalar yüksek borçlanma maliyeti nedeniyle verdikleri kredinin faizini artırırlar ve böylece ekonomideki yatırım ve tüketim harcamaları aşağı yönde baskılanmış olur. Yani ekonomi soğumaya başlar, enflasyon tehlikesi yavaş yavaş ortadan kalkar. Artık yatırımcılar, enflasyon tehlikesi azaldığı için, 10 yıl sonraki kısa vadeli faizlerin bugünkü kısa vadeli faizlere kıyasla o kadar da yüksek olmayacağını düşünürler ve böylece uzun vadeli faizler düşer.
Verdiğimiz örneğin başına dönersek, ilk etapta yüksek enflasyon tehlikesi vardı ve bu nedenle getiri eğrisi dik bir şekil almıştı. Fakat şimdi, çok kısa ve kısa vadeli faizler arttı, bunu takiben ekonomi soğudu, enflasyon tehlikesi azaldı, uzun vadeli faizler düştü ve böylece getiri eğrisi yatay bir şekil aldı. Dikkat ettiyseniz, merkez bankası çok kısa vadeli faizleri kullanarak uzun vadeli faizleri etkilemiş oldu ve getiri eğrisinin yataylaşmasını sağladı.
Bugünlerde bu sürecin tam tersi Avrupa’da yaşanıyor. Bildiğiniz gibi Euro bölgesi 2010 yılındaki Avrupa borç krizinden bu yana ilk kez deflasyona girdi. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Euro bölgesinde enflasyon oranı yıllık bazda – %0,20 olarak gerçekleşti, yani fiyatlar genel düzeyi %0,20 düştü. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise 22 Ocak’ta harekete geçerek oldukça büyük bir parasal genişleme programı başlattığını açıkladı. Bu yılın Mart ayından başlayarak, 2016 yılının Eylül ayına kadar her ay 60 milyar Euro’luk parasal genişleme yapacaklar, yani tahvil alacaklar. Böylece, piyasaya verdikleri paranın miktarını artırarak kısa vadeli faizlerin daha da düşmesini hedefliyorlar. Eğer başarılı olurlarsa, kısa vadeli faizlerin düşmesiyle Avrupa’da yatırım ve tüketim harcamaları artacak ve böylece negatife düşmüş olan enflasyon oranı tekrar pozitif seviyelere doğru yükselebilecek. Bunu takiben, Avrupa’da uzun vadeli faizler artacak, getiri eğrisi dikleşecek. Üstelik, tarihler Eylül 2016’yı gösterdiğinde, hedefledikleri %2’lik enflasyon oranına ulaşamamış olurlarsa, parasal genişlemeye hiç durmadan devam edebilirler.
Önümüzdeki süreçte Avrupa’da ve tüm dünyada neler olacağını zaman gösterecek. Ekonomik gelişmeler yaşanırken, olayları ve süreçleri, dövizdeki, faizlerdeki, enflasyondaki  ve diğer tüm finansal/ekonomik enstrümanlardaki değişimleri yorumlarken hep ”Neden” ve ”Nasıl” sorularını sormanın doğru kararlar vermede en önemli faktör olacağı kanaatindeyim. Herkese iyi bir hafta sonu dilerim. Görüşmek üzere.
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.
Mail adreslerim:  utugberk@hotmail.com  utugberk@gmail.com   

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »