Perşembe , 7 Temmuz 2022
En Son Yazılar

KÜRESEL PİYASALARIN YÖNÜ

Tuğberk Çiloğlu

2008 Krizi, 1929 Krizinden bu yana dünyanın gördüğü en büyük ekonomik kriz oldu. Trilyonlarca dolarlık küresel finans sistemi çöküşün eşiğine geldi. Gelişmiş ekonomiler çok ciddi ekonomik sorunlar yaşadı. Fakat küresel finans sistemi çökmedi, sistem kendisini bir şekilde toplamasını bildi. Bu toparlanmada ise Amerikan Merkez Bankası (FED)’in yaptığı parasal genişlemenin çok büyük etkisi oldu. FED, hızlı bir şekilde harekete geçerek finansal piyasalara likidite enjekte etti. FED’in yaptığı bu operasyon sayesinde deyim yerindeyse küresel ekonomi uçurumun kenarından döndü.

Küresel ekonomi uzun bir süre parasal genişlemenin rahatlatıcı etkisiyle ayakta kaldı. Gelişmekte olan ekonomilere FED’in politikaları sayesinde çok büyük çapta sıcak para girişleri oldu, bu ülkelerin yerli paraları önemli ölçüde değer kazandı. Fakat bu durum sonsuza kadar süremezdi. Tarihler Mayıs 2013’ü gösterdiğinde FED parasal genişlemenin önce yavaşlayacağının, ardından biteceğinin ilk sinyallerini verdi. Çünkü Amerikan ekonomisi artık iyileşme sürecine giriyordu. Gerçekten de parasal genişleme önce yavaşlatıldı, tarihler Ekim 2014’ü gösterdiğinde ise tamamen bitti.

Ekim 2014’den bu yana piyasaların aklındaki soru şu: FED faizleri ne zaman artıracak? Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) dün açıklanan Kasım ayı tarımdışı istihdam raporu, bu sorunun yakın zamanda yanıtlanacağını gösteriyor. Kasım ayında ABD’de tarımdışı istihdam artışı 211000 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşti. İşsizlik oranı ise %5 seviyesinde kalmaya devam etti. Yıllık ücret artışı ise %2,3, bu da oldukça iyi bir rakam. %5’lik işsizlik oranı ise ABD ekonomisinin büyük ölçüde ”tam istihdam” düzeyine ulaştığını gösteriyor. Tüm bu veriler Aralık ayında FED’in çok büyük bir olasılıkla faizleri artırmaya başlayacağına işaret ediyor.

Bu verilere rağmen FED faizleri tek seferde hızlı bir şekilde artırmayacak. Çünkü enflasyon hala FED’in hedeflediği %2’lik hedefin altında. Bu nedenle, FED yetkililerinin de açıklamalarından anlaşılacağı gibi, faizler küçük oranlarda ve kademeli bir şekilde artırılacak. Yani, faiz artırım süreci uzun bir zaman alacak. Bu noktada petrol fiyatlarının durumu kritik bir önem taşıyor. Nasıl mı?

Petrol fiyatlarında uzun zamandır görülen düşüşün ABD ekonomisine iki olası etkisi vardı: Birinci etkiye göre petrol fiyatlarında yaşanan düşüş ABD ekonomisinde iç talebi, iç tüketimi canlandıracak ve işsizliği düşürecekti. Bu durum FED’in faiz artırım sürecini hızlandıracaktı. İkinci etkiye göre ise petroldeki düşüş, maliyetleri aşağı iteceği için enflasyonu düşürecekti. Bu durum ise FED’in faiz artırım sürecini yavaşlatacaktı. Bu etkilerden ikisi de gerçekleşti fakat birinci etki beklentilerden daha fazla gerçekleşti. İç talep canlandı, işsizlik oranı düştü. Enflasyon ise %2’lik hedefin altında kalmaya devam etti. Fakat FED, enflasyondaki bu durumun geçici olduğuna inanıyor, yani FED’e göre işsizlikteki düşüşe ve iç tüketimdeki artışa paralel olarak bir süre sonra enflasyon da yükselmeye başlayacak.

Petrol fiyatlarının önemi konusuna geri dönersek, Suudi Arabistan’ın tavrı bu konuda oldukça belirleyici olacak. Önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi, petrol fiyatlarının düşüşünde Suudi Arabistan’ın petrol arzını düşürmeme politikası oldukça etkili olmuştu. Suudi Arabistan’ın amacı, petrol fiyatlarını uzunca bir süre düşük tutarak üretim maliyetleri yüksek olan ABD’li petrol üreticilerini piyasa dışında bırakmaktı. Fakat bu politikanın Suudilere maliyeti oldukça yüksek oldu. Suudi Arabistan’ın bütçe gelirlerinin %90’a yakın bir kısmı petrol ticaretine bağlı. Petrol fiyatlarındaki düşüş, Suudi Arabistan’ın bütçe gelirlerinde ani bir düşüşe sebep oldu. Bütçe gelirlerindeki bu düşüşe karşılık, bütçe giderlerinde bir düşüşe gidilmedi. Çünkü Suudi yönetimi kamu harcamalarında yaşanacak bir düşüşün halkın tepkisine yol açacağını, bunun da kendi iktidarları açısından sakıncalı olacağını düşünüyor. İşte bu nedenle Suudi Arabistan’ın bütçe dengeleri hızlı bir şekilde bozuldu. 2015 sonunda Suudi Arabistan’ın %20 bütçe açığı vermesi bekleniyor.

Tahmin edebileceğiniz gibi, bu durum sürdürülebilir değil. Büyük bir olasılıkla Suudi Arabistan yönetimi, artan bütçe açığını kapatmak için bir süre sonra petrol arzını düşürmeme politikasını terk etmek zorunda kalabilir. Her ne kadar Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği’nin (OPEC) son toplantısında üretim tavanı artırılsa da Suudiler devasa bütçe açığının yaratacağı olumsuz etkileri gördükçe OPEC’in diğer üyelerini petrol arzını azaltma konusunda zorlayabilir. Uluslararası Para Fonunun(IMF) tespitleri de bu yönde. IMF’nin Ekim ayındaki bir açıklamasına göre Suudi Arabistan’ın bütçe açığını kapatması için petrol fiyatlarının 106 dolar olması gerekiyor. IMF’nin açıklamasına göre petrol varil fiyatı 50 dolar civarında kalmaya devam ederse Suudi Arabistan’ın finansal varlıkları 5 yıl içinde tükenebilir. Şu anki fiyatın 43 dolar civarında olduğunu göz önünde bulundurursak, durum oldukça kritik.

Eğer bu durum gerçekleşirse ve petrol fiyatları Suudilerin politika değişikliği sonucu tekrar yükselişe geçerse ABD’de düşük olan enflasyon oranı FED’in %2’lik hedefine doğru ilerleyebilir ve faiz artırımlarına ivme kazandırabilir.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politikaları da bu süreçte giderek önem kazanmaya başladı. ECB, Mart 2015’de Eylül 2016’ya kadar sürecek olan aylık 60 milyar euroluk parasal genişleme paketi ilan etmişti. Bu paketin olası iki etkisi vardı: Birinci etkiye göre ECB’nin parasal genişlemesi Euro’nun dolar karşısında değerinin düşmesine neden olacak, bu durum FED’in zaten değer kazanmış olan Doların daha da değer kazanmaması için faiz artırımını ertelemesine neden olacaktı. İkinci etkiye göre ECB’nin parasal genişlemesi Avrupa ekonomisinin bir ölçüde toparlanmasına neden olacak, bu durum ise Avrupa ekonomisi iyileştiği için FED’in küresel ekonomi konusunda elini rahatlatacak ve faiz artırımını ertelemesine gerek kalmayacaktı. Çünkü Avrupa ekonomisinin güçlü olması, FED’in faizleri artırımına bağlı olarak değer kazanan Doların ABD’nin ihracatı üzerindeki olumsuz etkisini hafifletici olacaktı. İkinci etki birinci etkiye göre varlığını daha çok hissettirdi, Avrupa ekonomisi bir nebze de olsun toparlandı. Eğer FED Aralık ayında faizleri arttırma kararı alırsa Avrupa’daki bu toparlanmanın da vereceği kararda etkisi olacaktır.

Fakat tıpkı ABD’de olduğu gibi, Avrupa’da da enflasyon konusunda işler yolunda gitmedi. Düşük petrol fiyatlarının da etkisiyle Avrupa genelinde enflasyon ECB’nin hedefi olan %2’ye bir türlü ulaşamadı. Enflasyon şu an %0,1 civarında, bu oran %2’nin oldukça altında. İşte bu nedenle ECB son toplantısında parasal genişlemenin süresini Eylül 2016’dan Mart 2017’ye uzatma kararı aldı. Faiz oranlarını ise -%0.2’den -%0,3’e düşürdü. Zaten negatif faiz veren ECB, fonlarını ECB’ye yatıranlardan eskisine göre daha çok faiz alacak. Fakat bu durum piyasaları memnun etmedi. Bloomberg HT’nin haberine göre bu kararın açıklanmasını takiben Euro Dolar karşısında %3 yükselerek Mart 2009’dan bu yana en büyük yükselişini gerçekleştirmiş oldu. Piyasalar, faizlerin daha çok düşürülmesini ve aylık 60 milyar Euro olan tahvil alım miktarının artırılmasını bekliyordu.

Piyasaların ECB kararlarını yeterli bulmamasının FED üzerinde ilginç bir etkisi olabilir. Eğer piyasalar ECB’nin kararlarını yeterli bulsaydı büyük olasılıkla Euro Dolar karşısında değer kaybedecekti. Doların Euro karşısında değer kazanması ise FED’in faiz artırım hızını yavaşlatacak bir unsur, çünkü daha önce de yazdığımız gibi FED aşırı değerli Dolara soğuk bakıyor. Eğer piyasalar ECB’nin kararlarını yeterli bulmazsa bu durumda ECB’nin parasal genişlemesine rağmen Euro Dolar karşısında değer kaybetmemiş olur, hatta ECB’nin son toplantısının ardından olduğu gibi euro dolar karşısında değer bile kazanabilir. Bu ise ECB’nin yaptığı parasal genişlemenin Avrupa ekonomisinde yaratacağı canlanmanın FED’in faiz artırım hızını artırıcı etkisinin euro karşısında aşırı değer kazanmış Dolar tarafından azaltılamayacağı anlamına gelir. Yani, ECB’nin parasal genişlemesine rağmen Doların çok fazla değer kazanmayacak olması, FED’in faiz artırımı konusunda elini rahatlatacaktır. Dolayısıyla, piyasaların beklentileriyle ECB kararlarının uyuşmaması, FED’in faiz artırımı konusunda elini rahatlatabilir.

Ayrıca, ECB’nin son toplantısında 2016 ve 2017 için enflasyon tahminlerini düşürmesi, ECB’nin parasal genişlemeye Mart 2017 sonrasında da devam etme olasılığını güçlendiriyor. Fakat bu parasal genişlemelerin özellikle Almanya’nın muhalefeti nedeniyle piyasaların beklediği ölçüde gerçekleşmeme olasılığı yüksek. Dolayısıyla, yukarıda yazdığımız senaryonun gerçekleşme olasılığı yüksek.

Görüldüğü gibi, Finansal piyasalarda ve küresel ekonomide yaşanacak gelişmelerin yanında, gelişmelerin yaratacağı dönüşümsel ve karmaşık sonuçları da karar vermeden önce değerlendirmeye almak eskisinden de çok önem kazanacak. Görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com utugberk@hotmail.com

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »