Pazartesi , 23 Mayıs 2022
En Son Yazılar

PARA POLİTİKALARI: PARASAL AKTARIM MEKANİZMASI

Tuğberk Çiloğlu
Küresel piyasalardaki hareketin, ivmenin tetikleyicisi ne ? Daha doğrusu en önemli tetikleyicilerden birisi ne ? Kuşkusuz, merkez bankaları. Merkez Bankaları’nın uyguladığı politikalar, küresel piyasalara yön veriyor, ülke ekonomilerini şekillendiriyor. Peki, madem ki merkez bankaları ve politikaları bu kadar çok önemli, alınan para politikası kararlarının ekonomiyi hangi süreçlerle, hangi mekanizmalarla şekillendirdiğinin anlaşılması da bir o kadar önemli olmalı. O zaman gelin, bu süreçleri analiz edelim.

 

İlk olarak faiz kanalını analiz edelim. Bir merkez bankası, faiz oranlarını indirdiği zaman hangi kanallarla ekonomiye etki eder ? Merkez Bankası, piyasayı fonladığı, yani piyasaya borç verdiği faiz oranlarını indirdiğinde, yatırım ve tüketim harcamalarının artmasına yol açar. Neden mi ? Çünkü yatırım ve tüketim yapmanın alternatif maliyeti azalır, bir başka deyişle fonları bankada atıl bir şekilde bekletmenin getirisi azalır. Faiz oranlarının düşük olduğu bir ekonomide yatırım yapmanın maliyeti azalır. Peki, bu her zaman geçerli olur mu ? Eğer ekonomide yatırımların faiz oranlarına olan duyarlılığı düşük ise yukarıda anlattığımız durum ortaya çıkmaz. Ya da, bir ekonomide tüketiciler tüketim-tasarruf  kararlarını verirken faiz oranlarındaki değişimlerden çok fazla etkilenmiyorlarsa yine yukarıdaki durum gerçekleşmez, tüketim artmaz.

 

Faiz oranlarındaki düşüş, döviz kuru kanalıyla da ekonomiyi etkileyecektir. Bir ülkede merkez bankası politikası sonucunda faiz oranlarının düşmesi, o ülkenin ulusal parasının getirisini de düşüreceği için ulusal parada değer kaybı, yani döviz kurunda yükseliş gözlenecektir. Döviz kurundaki yükseliş ise bir süre sonra ihracatı artırıp ithalatı azaltırken cari işlemler bilançosunu pozitif yönde etkileyecektir. Ayrıca, döviz kurundaki yükseliş ithal mal ve hizmetlerin pahalılaşması sonucunda enflasyon oranlarının yükselmesine yol açacaktır. Enflasyondaki yükseliş bir süre sonra piyasa faiz oranlarını yukarı yönde baskılayacaktır. Gördüğünüz gibi, burada önemli bir dönüşümsel etki görünmektedir.

 

Para politikasında bir diğer etki kanalı ise varlık fiyatlarıdır. Merkez bankaları, faiz oranlarını değiştirerek varlık fiyatlarında önemli değişimlere yol açmaktadırlar. Nasıl mı ? Merkez bankasının faiz oranlarını düşürdüğünü varsayalım. Bu durumda, sermaye piyasalarında işlem gören hisse senetlerinin beklenen getirilerinde ciddi yükselişler olacaktır. Çünkü, risksiz faiz oranı düştüğü için  hisse senetlerinin “bugünkü değeri” artacaktır. Bunun sonucunda hisse senetlerinde yükselişler görülecektir. Bu yükselişler, iktisat literatüründe Tobin Q  adı verilen, şirketin piyasa değerinin, şirketin kendisini yenileme yatırım maliyetine bölümüyle elde edilen oranı artıracaktır. Bunun sonucunda, şirketlerin yatırımları artacak, ekonomi büyüyecektir.

 

Varlık fiyatları kanalıyla ilgili günümüzden de örnekler bulmak mümkündür. Japonya Merkez Bankası (BOJ) bildiğiniz gibi enflasyon oranını artırmak için genişletici politikalar uygulamaktadır, faiz oranlarını negatif düzeye çekmektedir. Bu ise Japon Yen’i nin değer kaybetmesine yol açmaktadır. Yen’deki değer kaybı sonucunda Japon sermaye piyasalarında hisse senetlerinin fiyatı yükselmektedir çünkü ulusal para birimlerinin düşük olması Japon şirketlerin ihracatını artırmaktadır. Fakat bir diğer taraftan, değer kaybeden Japon Yeni nedeniyle döviz borçlarını ödemekte zorluk çeken küçük-orta büyüklükteki Japon şirketleri de zarar görmektedir. Japonya’daki bu çelişkili durum, para politikası uygulamalarında aktarım mekanizmalarının önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır.

 

Bir diğer aktarım mekanizması ise ekonomik birimlerin beklentileridir. Bilindiği gibi, merkez bankaları beklenti oluşturma bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Özellikle enflasyon beklentileri, merkez bankalarının para politikası uygulamalarında çok önemli bir konudur. Yüksek enflasyon, deflasyon ya da genel ifadeyle fiyatlar genel düzeyindeki tüm istikrarsızlıklar, ekonomik birimlerin yatırım kararlarını negatif etkilemektedir. Neden mi ? Çünkü, firmaların hangi mal ve hizmetleri üretmeye karar verme aşamasında nispi fiyatlar, yani mal ve hizmet fiyatlarının birbirine oranı oldukça önemlidir. Firmalar, bu nispi fiyatlara bakarak yatırım/üretim kararlarını vermektedir. Fiyatlar genel düzeyindeki istikrarsızlıklar ise bu nispi fiyatların yanlış sinyaller vermesine neden olmaktadır. Bu ise yatırım yapan firmaları zarara uğratmakta, ekonomiye olan güvenlerinde hasar oluşturmaktadır. İşte tüm bunlardan dolayı, etkili bir fiyat istikrarı tesis ederek olumlu beklentiler yaratabilmek merkez bankaları için oldukça önemlidir.

 

Son aktarım kanalı ise döviz kurlarıdır. Bilindiği gibi, 1970’li yıllara kadar Keynesyen politikalar sonucunda fiyat istikrarı öncelikli bir amaç değildi. Öncelikli amaç, ekonomik büyüme ve yüksek istihdam idi. Bu dönemde de merkez bankaları genellikle bu amaca uygun hareket edip gevşek para politikaları uyguladılar, faizleri düşük tutup ulusal paraların değer kaybetmesini sağladılar. Fakat 1970’lerdeki petrol kriziyle birlikte bu politikalar etkisizleşmeye başladı. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren merkez bankalarının öncelikli hedefi fiyat istikrarı olmaya başladı. Fakat, merkez bankalarının döviz kurlarına olan müdahaleleri son bulmadı. Merkez bankaları, fiyat istikrarını sağlama amacıyla döviz kurlarına müdahale ettiklerini açıklamaya başladılar. Yukarıda da anlattığımız gibi, BOJ son dönemlerde bunu en çok yapan merkez bankalarından biridir.

 

Merkez bankaları döviz kurlarını kullanarak ekonomiye pek çok yönden etki altına alabilirler. Örneğin, ithalatın enflasyona geçiş etkisinin yüksek olduğu bir ülkede yüksek enflasyon oranlarından rahatsız olan bir merkez bankası faiz oranlarını yükselterek hızlı bir şekilde ulusal parasının değer kazanmasını sağlayabilir. Bu şekilde ithalat maliyetleri ucuzlar ve  enflasyon oranı azalır. Tabi bunun karşılığında ülke ciddi bir cari işlemler açığıyla karşılaşabilir.

 

Görüldüğü gibi, parasal aktarım mekanizmalarında her politikanın bir alternatif maliyeti vardır. Önemli olan uygulanan her politikanın alternatif maliyetlerinin çok iyi hesaplanarak doğru dozda ve doğru zamanda uygulanmasıdır. Görüşmek üzere.

 

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

 

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com 

 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »