Salı , 18 Mayıs 2021
En Son Yazılar

PİYASA ALGILARI VE TAHVİL BALONU

Tuğberk Çiloğlu

Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmeler, piyasa algılamalarının ne kadar önemli olduğu gerçeğini tekrar tekrar vurguluyor. Geçtiğimiz haftalarda piyasalar için önemli veriler açıklandı, açıklanan verilerin yatırım enstrümanlarına önemli etkileri oldu. Bu etkilerin büyük kısmı spesifik piyasa algılamaları sonucu oluştu. Bunun yanı sıra önümüzdeki dönemde küresel tahvil piyasasıyla ilgili bir hayli ilginç gelişmeler yaşayabiliriz. Gelin, birlikte analiz edelim.

Geçtiğimiz hafta piyasa algılamalarını belirleyen iki temel olaydan bahsedebiliriz. Bunlardan ilki  beklentilerden düşük gelen ABD enflasyonu, diğeri Kuzey Kore krizi. Bu iki olayın aynı süreç içerisinde gerçekleşmesi farklı piyasa algılamalarının fiyatlama davranışlarını hangi yönde etkilediği sorusunun bir nebze olsun cevaplanmasına yardımcı oldu. Nasıl mı ?

Normalde ABD’de enflasyonun beklentilerden zayıf gelmesi durumunda FED’in faiz artırma ve parasal sıkılaştırma sürecinin yavaşlayacağına yönelik beklentiler artacağı için ABD Dolarının değer kaybetmesi, ABD tahvil  faizlerinin düşmesi beklenir. ABD Dolarının değer kaybetmesine paralel olarak altın, petrol gibi emtiaların ve Japon Yeni, İsviçre Frangı gibi para birimlerinin ABD Dolarına karşı değer kaybetmesi gerekir. Bu zaten bildiğimiz bir senaryo. Bir de küresel risk durumu senaryosu var. Küresel bir savaş ya da siyasi çalkantı riski durumlarında genellikle güvenli liman olan ABD Doları, Altın ve petrol aynı anda yükselir. Bunun yanı sıra İsviçre Frangı ve Japon Yeni de güvenli liman oldukları için diğer para birimlerine karşı yükselir. Bu da bildiğimiz bir senaryo. Peki ya bu iki senaryo da aynı anda gerçekleşirse ?

Geçtiğimiz dönem aynen bu şekilde oldu, iki senaryo da aynı anda gerçekleşti. ABD’de enflasyon verileri zayıf gelirken, Kuzey Kore gerginliği başladı. Temmuz ayında aylık enflasyon %0,2 beklenirken, %0,1 olarak gerçekleşti. Üretici fiyatları endeksinde de uzun bir aradan sonra ilk düşüş geldi ve endeks %0.1 yükselmesi beklenirken %0.1 düştü. Yıllık enflasyon ise %2’nin altında kalarak %1,8 oldu. Bildiğiniz gibi FED’in hedefi yıllık %2 enflasyon. Bu durum karşısında beklendiği gibi Amerikan Doları değer kaybetti. Fakat diğer taraftan Kuzey Kore ile ABD arasında askeri çatışma riski doğduğu için küresel çapta güvenli limanlara yönelik talep artışı oldu. Japon Yeni, İsviçre Frangı ve Altın değer kazandı. Petrol fiyatlarında da yükselişler görüldü. Fakat ABD Doları değer kaybını sürdürdü. Yani, ABD Doları bir numaralı güvenli liman olarak görülmesine rağmen düşüşünü sürdürdü. Neden ? Çünkü zayıf enflasyon verilerinin piyasada yarattığı algı, savaş riski algısına göre daha etkili oldu. Bu durum, zıt yönde iki piyasa algısının aynı anda ortaya çıkması durumunda piyasaların nasıl tepki göstereceğini göstermesi bakımından iyi bir örnek oldu.

ABD Dolarının orta vadeli geleceğine baktığımızda ise halen bilanço küçültme sürecinin temel belirleyici olacağını söyleyebiliriz. Bu noktada bu hafta açıklanacak olan FED tutanaklarının önemli olduğunu söyleyebiliriz. FED, bilanço küçültmenin ne kadar zamanda tamamlanacağına dair ipuçları verebilir. Her koşul altında FED’in 2017 sonuna kadar 1 adet faiz artırımı yapması bekleniyor. Piyasanın ABD enflasyon ve istihdam verilerine bu kadar çok önem vermesinin nedeni 2017’de birden fazla faiz artırımı yapılıp yapılmayacağı sorusuna bir cevap bulmak.

Gelelim tahvil konusuna. Hepimizin bildiği gibi, parasal genişleme döneminde majör merkez bankaları çok yüklü miktarlarda tahvil alımları yaptılar. FED artık bilanço küçültmeye başlamak üzere fakat Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japon Merkez Bankası (BOJ) halen genişleme programlarına devam ediyor. Diğer taraftan, Avrupa ekonomisi ve Japon ekonomisi toparlanma dönemine girdi. Yani, orta vadede ECB ve BOJ da bu genişleme programlarına son verecek. Fakat bu noktada, özellikle FED’in bilanço küçültme sürecine tam olarak başlamasının ardından, yeni bir piyasa algı mekanizmasının ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Nasıl mı ?

FED başta olmak üzere ECB ve BOJ bilanço küçültme süreçlerine başladıklarında, ABD, Avrupa ve Japon ekonomilerde açıklanan  iktisadi faaliyetin arttığına işaret eden her veri tahvil piyasasında satışlara neden olacaktır. Örneğin ABD’de beklentilerden iyi gelen bir istihdam verisi şimdiye göre daha büyük oranlarda ABD tahvil faizlerinde yukarı yönde çıkışa neden olacaktır. Bildiğiniz gibi parasal genişleme döneminde küresel tahviller değer kazandı, yani faizleri düştü. Önümüzdeki dönemde ise tam tersi bir süreç görme olasılığımız çok yüksek. Yani, küresel tahvil faizlerinin yapısal olarak yükseleceği bir süreç. Bu ise ilginç bir çıkmaz yaratacak küresel ekonomi için. Nasıl mı ?

ABD, Avrupa ve Japon ekonomisinin iyileştiğine dair açıklanan her veri sonucunda faizler yukarı çıkacak. Faizlerdeki yukarı çıkış ise bu iyileşme sürecini oldukça yavaşlatacak. Faiz oranları yükseldikçe ekonomilerin hızlanması güçleşecek, küresel hisse senetleri değer yitirecek. Eğer söz konusu majör ekonomiler yeterince iyileşmezse tabii ki böyle bir fiyatlama yaşanmayacak. Fakat bu durumda da doğal olarak ekonomiler iyileşmemiş olacak. Bu durum majör ekonomilerde LM eğrisinin giderek dikleşmesine sebep olacak. Bunun sonucunda dünya ekonomisi için tek bir çözüm kalacak: Maliye politikası.

Görüldüğü gibi küresel ekonominin geleceği için pek çok olasılık var ve bu olasılıkların gerçekleşmesini sağlayacak temel olgu yine piyasa algılamaları olacak.

Görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com

 

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »