Salı , 16 Nisan 2024
En Son Yazılar

2015 VE OLASI EKONOMİK SENARYOLAR

Tuğberk Çiloğlu

Yeni bir yıla girdik. 2014 yılı hem Türkiye hem de dünya için oldukça hareketli geçti. 2014 yılında gerçekleşen ve küresel ekonomiyi derinden etkileyen pek çok olay önceden tahmin edilemeyen olaylardı. Örneğin, petrol fiyatlarının büyük bir hızla düşeceğini ve Rusya’nın derin bir ekonomik krize sürükleneceğini geçen yıl başında kim tahmin edebilirdi? Fakat gerçekleşti. Gelin, 2015 yılında hem küresel ekonomiyi hem de Türkiye ekonomisini nelerin şekillendirebileceğini analiz edelim.

Küresel ekonomiye yön veren en büyük güç olan ABD ile başlayalım. ABD’de ekonomi büyüyor, işsizlik azalıyor. Bildiğiniz gibi FED ( Amerikan Merkez Bankası) tahvil alım programını bitirdi. Piyasalarda uzun zamandır FED’ in ne zaman faiz artıracağı konuşuluyor. ABD ekonomisi 2014’teki büyüme temposunu devam ettirirse faiz artırımı oldukça yakın demektir. Peki, ABD ekonomisinin genel trendinin güçlü bir ekonomik büyüme olduğunu varsayarsak, bunun ülkemize olası etkileri ne olur?

Uzun vadede baktığımızda ABD ekonomisinin büyümesi ülkemizi olumlu yönde etkiler. Çünkü ekonominin büyümesi demek, Amerikalıların daha çok tüketimde bulunmaları demek. Bu ise ABD’nin daha çok ithalat yapması demek. Böyle bir durumda Türkiye’nin de ABD’ye olan ihracatı artacaktır. Ayrıca, ABD’ye ihracat yapan diğer ülkelerin geliri artacağı için bizim bu ülkelere yaptığımız ihracat da artacaktır. Bir diğer olumlu etki ise döviz cephesinden gelecektir. Nasıl mı? ABD ekonomisinin büyümesi demek ABD Doları’nın  değerinin de uzun vadede yükselmesi demek. Böyle bir durumda ABD dışında üretilen mallar ve hizmetler ( Örneğin Türkiye’de üretilen mal ve hizmetler) Amerikalı tüketiciler için kendi ürettikleri ürünlere göre daha ucuz gelecektir. Doğal olarak, ülkemizin ihracat potansiyeli de böylece artmış olacaktır. Ayrıca, küresel emtia fiyatları da Dolar’daki artışa paralel olarak değer kaybedecektir. Böyle bir durum ise ülkemizin ithalat maliyetlerini düşürebilir.

Gelelim olumsuz etkilere. Türkiye, büyümek için dış kaynak bulmak zorunda olan bir ülke. Hepimizin bildiği gibi, en önemli dış kaynak ise ABD Doları. Amerikan ekonomisinin büyümesi FED’in faiz artırımını tetiklediği an, küresel ekonomide yayılmış olan Dolar’ların önemli bir kısmı anavatanı olan ABD’ye dönecektir. Bu ise, küresel olarak ABD Doları’nın daha hızlı bir şekilde değer kazanması demek olabilir. Böyle bir durumda ise ülkemizin dış kaynak maliyetleri yükselir. Ekonomimiz dış kaynağa bağımlı olduğu için büyüme hızımız da buna paralel olarak yavaşlayabilir. Ayrıca, ülkemizin dış borç stoku oldukça yüksek. Döviz kurundaki ani bir yükseliş, döviz borcu olan şirketlerimizi zor durumda bırakabilir. Daha bitmedi.

FED, 2014 yılı içerisinde tahvil alım programını bitirmişti. 2015’te FED faizleri artırmaya başladıktan sonra dünya yeni bir konuyu daha tartışıyor olacak: FED, parasal genişlemeler sırasında aldığı tahvilleri ne zaman geri satacak? Çünkü, FED’ in tahvil satması demek, piyasadan bu tahviller karşılığında daha çok Dolar çekmesi demek. Bu durum Dolar arzını daha da düşürür. Ayrıca, tahvil arzının artması sonucunda, bu tahvillerin fiyatları da düşecektir, yani tahvil faizleri yükselecektir. ABD’deki hazine bonolarının ve tahvillerinin faizinin yükselmesi demek, bir süre sonra ülkemiz hazine bono ve tahvillerinin de faizinin yükselmesi demek. Bu ise, Türkiye Cumhuriyeti Hazine’sinin borçlanma maliyetlerini artırabilir. Önemli bir nokta daha: ABD’nin cari açığı geçmiş yıllara göre oldukça düştü. Yani, Dolar değer kazanıp ABD’nin cari açığını artırsa bile bu FED’i rahatsız etmeyebilir. Yani, FED’ in eli rahat.

Gelelim Avrupa’ya. Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı Avrupa’nın durumu iç açıcı değil. Uzun süreli durgunluk tehlikesi Avrupa’nın kapısında. Böyle bir durgunluk senaryosunda ülkemizin Avrupa’ya olan ihracatı da azalabilir. Fakat, ECB (Avrupa Merkez Bankası) bu durgunluk riski karşısında hiçbir şey yapmadan duracak mı? Öyle gözükmüyor. ECB, ciddi bir parasal genişleme hamlesinin ilk adımlarını attı. Muhtemelen 2015 yılı içerisinde ECB’den ciddi miktarlarda parasal genişleme hamleleri göreceğiz. Avrupa ancak bu şekilde deflasyon ve durgunluk riskinden kurtulabilir. Peki, ECB’nin parasal genişlemeye gitmesinin ülkemize nasıl bir etkisi olur?

İşe iyi tarafından bakarsak parasal genişleme sonucunda Avrupa’da ekonomi canlanır ve tüketim artar. Bu ise ülkemizi ihracat kanalından olumlu etkiler. Ayrıca, Avrupa’da fiyatların tekrar yükselişe geçmesi AB ülkelerinin üretim maliyetlerini de artırır. Bu ise ülkemize nispi maliyet avantajı sağlayarak Avrupa’ya daha çok ihracat yapmamızı sağlayabilir. Fakat, parasal genişlemenin olumsuz etkileri de olabilir. Nasıl mı? ECB’nin Euro arzını artırması demek, Euro’nun Dolar karşısında değer kaybetmesi demek. Ülkemizin ihracat gelirleri ağırlıklı olarak Euro cinsinden. Dış borçlarımızın ve ithalatımızın çoğu ise Dolar cinsinden. Euro’nun değer kaybedip, Dolar’ın değer kazandığı bir ekonomik senaryoda ülkemizin ihracat geliri azalırken, borçlanma ve ithalat maliyetlerimiz artabilir.

Petrol fiyatlarında da birbirine zıt yönde olan olası senaryolar 2015’te gerçekleşebilir. Petroldeki düşüşün olumlu etkisi bize cari açık ve enflasyon kanalıyla yansır. Çünkü düşük bir petrol fiyatı demek, ithalat maliyetlerimizin düşmesi demek. Ayrıca petrol çok önemli bir üretim maliyeti unsuru. Petroldeki düşüş üretim maliyetleri aracılığıyla enflasyonumuzu da düşürecektir. Fakat, ekonomileri petrol ihracatına bağımlı olan Rusya ve Ortadoğu ülkeleri bizim önemli ihracat pazarlarımızdan. Bu ülkelerin ekonomik sıkıntıya düşmesi, bizim bu ülkelere olan ihracatımızı da azaltabilir. Ayrıca, düşük petrol fiyatları ABD’de tüketimi ve büyümeyi artırarak FED ‘in daha hızlı bir şekilde faizleri artırmasına, dolayısıyla TL’nin daha şiddetli bir şekilde değer kaybetmesine neden olabilir.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2015 yılında da temel ekonomik ikilem Türkiye’yi bırakmayacak. Bu ikilem, ekonomi politikası ikilemi. Eğer Türkiye 2015’te hızlı büyümeyi seçerse zaten düşük olan iç tasarruf oranımız daha da düşecek ve cari açığımız artacak. Bununla beraber, dış finansman riskimiz de önemli ölçüde yükselecek. Türkiye bu seçeneği nasıl uygulayabilir? Faiz oranlarını düşürerek. Fakat, Dolar’ın değer kazandığı ve Amerikan faizlerinin arttığı bir senaryoda bu seçenek ne kadar gerçekçi olabilir? Diğer seçenek ise faizlerin yükseltilerek büyümenin daha da soğutulması. Bu seçenekle beraber cari açığımız azalırken, dış finansman riskimiz de bunu takiben azalabilir. Fakat ithalattaki ve tüketimdeki azalışla beraber vergi gelirlerinde ciddi bir düşme olabilir ve bu da bütçe açığımızı artırabilir. Ayrıca, böyle bir senaryoda ekonomi yavaşlayacağı için işsizlik oranı da artabilir. Hangi seçeneğin uygulanacağı ise bizden çok ABD ve Avrupa’ya bağlı olacak. FED’ in ve ECB’nin politikaları Türkiye’nin seçeneğine de yön verecek.

Yukarıda 2015 yılında ekonomiye yön verebilecek olası gelişmeleri özetlemeye çalıştım. Tarih boyunca olduğu gibi, bu yıl da belirsizliklerle dolu. Yazıda belirtmediğim ve şimdiden tahmin edemeyeceğimiz pek çok şaşırtıcı senaryo da 2015’te gerçekleşebilir. Beklentiler ve gerçekleşmeler çoğu zaman birbirinden ciddi sapmalar gösterebiliyor. 2015’in beklentilerinizin gerçekleşeceği bir yıl olması dileğimle, görüşmek üzere.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim utugberk@hotmail.com  utugberk@gmail.com

 

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »