Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

NEDEN, SONUÇ VE BELİRSİZLİK

Tuğberk Çiloğlu


Dünya tarihine baktığımızda pek çok büyük bilimsel ve teknolojik gelişme, olaylar ve olgular arasındaki neden-sonuç ilişkilerinin tutarlı bir şekilde analiz edilmesi sonucunda ortaya çıktı. Pek çok fiziksel, biyolojik, kimyasal olgu ve olay, bu şekilde aydınlatıldı ve çığır açan keşifler yapıldı. Fakat, konu toplum bilimlerine geldiğinde aynı şeyi söyleyemeyiz. Örneğin, metal bir çubuğu ısıttığınızda, çubuğun genleşmesini beklersiniz. Fakat, sera gazlarıyla dünya gezegenini ısıtırsanız, ekonominin ve toplumun nasıl ve hangi yönde tepki vereceğini tam olarak tahmin edemezsiniz. Gelin, bu durumu günümüzden bazı örneklerle açıklayalım.

Bildiğiniz gibi petrol fiyatları bir süredir düşmekte. Petrol fiyatlarının düşmesinin ekonomik ve politik bir çok nedeni var. En önemli ekonomik nedenlerden birisi, Avrupa ekonomisindeki durgunluk riski. Başka bir neden; bir süredir gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme hızının azalması. Doğal olarak, eğer ekonomiler geçmişe göre daha düşük bir tempoda büyüyecekse, petrol talebindeki artış da düşük seviyelerde olacak demektir. Piyasanın fiyatladığı şey de zaten bu. Bunun yanında, ABD’de kaya gazı teknolojisinin yaygın kullanımıyla beraber, ABD kaynaklı petrol arzı ciddi ölçülerde artabilir. Bu da önemli bir ekonomik neden. Arz çok artarken talep fazla artmıyorsa sonuç bellidir, fiyat düşer. Bir başka ekonomik neden ise, Suudi Arabistan’ın pazar payı kaybetmemek için petrol satış fiyatını düşürmesi. Suudi Arabistan, petrol fiyatları düştüğünde üretimini kısarak fiyatları tekrar yükseltmeye çalışabilirdi ama bunu yapmadı. Politik neden olarak ise Rusya-Ukrayna gerginliğinin şimdilik azalmış olması. Kuşkusuz daha pek çok neden olabilir. Şimdi, petrol fiyatlarındaki bu düşüşün Türkiye’ye olası etkileri ne olabilir? Bu etkiler kesin olarak tahmin edilebilir   mi? Hep beraber analiz edelim.
Kuşkusuz, petrol fiyatlarının düşmesi Türk ekonomisini ilk etapta olumlu etkileyebilir. Nasıl mı? Türkiye’nin en büyük ithalat kalemlerinden biri petrol. Petrolün fiyatının düşmesi demek, petrol ithalatının parasal yükünün azalması demek. Bu etkinin olumlu olduğu gayet açık. Fakat petrol fiyatlarının düşmesine neden olan faktörlerden biri ne idi? Avrupa’daki resesyon. Dikkat çekmek istediğim nokta şu: Avrupa’da ekonomi durgunlaşıyor, bunun sonucunda petrol fiyatları düşüyor. Bunlardan birincisi Türkiye için kötü, diğeri iyi. Türkiye’nin en önemli ihracat pazarı olan Avrupa’nın durgunlaşması demek, bu ülkelerde yaşayan insanların gelirinin fazla artmaması, hatta azalması demek. Böyle bir durumda, Avrupalıların Türkiye’den satın almak isteyeceği mal ve hizmet miktarı da büyük olasılıkla azalacak demektir. Bu ise, Türkiye’nin yaptığı ihracatın olumsuz etkilenmesi demek. Dikkat ettiyseniz, küresel ekonomideki olaylar zinciri, Türk ekonomisi için hem iyi, hem de kötü sonuçlar doğurabilecek olayları aynı anda yaratıyor. Bu ise bize tam anlamıyla bir belirsizliğin olduğunu gösteriyor. Ya da başka bir senaryo hayal edelim. Hayal gücümüzü çalıştırıp, şöyle bir senaryo da düşünebiliriz: Petrol fiyatlarındaki düşüş sonucu, ekonomileri ağırlıklı olarak petrole dayanan ülkelerde sosyal karışıklıklar çıkarsa ne olur? Örneğin, Rusya’da ve Suudi Arabistan’da bu türden bir sosyal kargaşa çıkarsa, çıkan kargaşa sonucunda Türkiye de dahil olmak üzere pek çok gelişmekte olan ülkeden ciddi sermaye çıkışları gerçekleşebilir. Bu ise ülkemiz ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Fakat, ilginç bir nokta daha var. Eğer Rusya’da veya Suudi Arabistan’da sosyal bir kargaşa durumu ortaya çıkarsa, petrol fiyatları yeniden yükselişe geçer. Yani, kargaşa kendi ortaya çıkış nedenini ortadan kaldırmış olur.
Bir başka örneği ise ABD’den ve Çin’den verebiliriz. Bildiğiniz gibi, Amerikan Merkez Bankası (FED) önümüzdeki dönemde faizleri artırmayı planlıyor. Bunu neden yapmak istiyorlar? Enflasyondaki aşırı bir artışı engellemek için. Çünkü, ABD’de enflasyonun yükselmesi demek, ABD’nin üretim maliyetlerinin artması demek. Bu ise ABD’nin ihracatını olumsuz etkiler. Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu: Gerçekte bu değişkenler arasındaki ilişki bu kadar basit ve tek yönlü değil. ABD’de faizlerin artması demek, Amerikan Doları’nın getirisinin artması demek. Yani, Dolar’ın değer kazanması demek. Dolar’ın değer kazanması demek, ABD’de üretilen ürünlerin dünyanın geri kalanı için pahalı hale gelmesi ve dünyanın geri kalanında üretilen ürünlerin ABD için ucuz hale gelmesi demek. Yani, ABD’nin dış ticaret açığının artması demek. Bu iki etkiden hangisi baskın gelir? Belirsiz. Ayrıca, ABD’nin önemli ihracat pazarlarından biri Çin. Çin’in elinde oldukça ciddi bir ABD hazine tahvili portföyü var. FED faiz artırırsa, bu tahvillerin de faizi yükselecek, yani tahvillerin fiyatları düşecek. Bu durum ise Çin’in elindeki ABD tahvillerinden çok büyük miktarlarda zarar etmesi demek. Böyle bir durum, Çin ekonomisini olumsuz etkileyebilir ve ABD’den aldığı mal ve hizmet miktarını azaltmasına neden olabilir.
Son örneği ise doğrudan ülkemizden verelim. Eğer önümüzdeki dönemde Dolar ciddi bir oranda TL’ye karşı değer kazanırsa, bunun Türk ekonomisine olan etkisi ne olur? Kuşkusuz, Dolar’ın yükselmesi demek, Türkiye’nin ihracatının artması, ithalatının ise aşağı yönlü baskılanması demek. Yani, dış açığımızı azaltacağı için olumlu bir yönü var. Fakat, her şey burada bitmiyor. TCMB’nin yayımladığı verilere göre   Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Ağustos ayında 129,8 Milyar Dolar’a yükseldi. 2013 Aralık sonuna göre %0,4’lük bir artış var. Bu borcun 18,9 Milyar Doları kamu’nun, 110,4 Milyar Doları ise özel sektörün. Sektör bazında ise 92,5 Milyar Dolar’ı bankaların borcu. 36,9 Milyar Dolar’ı ise banka dışı sektörlerin borcu. Ayrıca, Ağustos 2014’den itibaren vadesine bir yıldan az kalan dış borcun miktarı 166,6 Milyar Dolar. Yani Türkiye, bir yıl içerisinde 166,6 Milyar Dolar’lık dış borcu yönetmek zorunda. Bunlar oldukça ciddi rakamlar. Eğer Dolar’da bir yükseliş yaşanırsa, cari işlemler açığını azaltıcı bir etki olur ama bunun yanında yukarıda yazdığım oldukça ciddi boyutlardaki dış borçları göz önünde bulundurursak son derece olumsuz gelişmeler de yaşanabilir. Sonuç olarak, Dolar’daki yükselişin ülkemiz için hem olumlu hem de olumsuz olası etkileri var.
Gördüğünüz gibi, eğer konu toplum ve ekonomi ise, kesin nedenselliğe dayanan modellemeler yapmak, varsayımlar oluşturmak oldukça zor. Çok boyutlu olan ekonomik sistemde, boyutlardan birinin gözden kaçması bile ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bize düşen, belirsizliğin hüküm sürdüğü bu tabloda, geleceğe güvenle bakabilmemizi sağlayacak  önlemleri alabilmek için gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmek. Herkese iyi hafta sonları.
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.
 
NOT: Mail adreslerim  utugberk@hotmail.com  utugberk@gmail.com


Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »