Salı , 18 Mayıs 2021
En Son Yazılar

REEL EKONOMİDE DENGELENME VE FİNANSAL PİYASALAR

Tuğberk Çiloğlu

Finansal piyasaların (para ve sermaye piyasaları)  en temel işlevi kuşkusuz ekonomide fon fazlası olan ekonomik birimlerle fon açığı olan ekonomik birimleri bir araya getirmek. Finansal piyasalar bu işlevinin yanı sıra çok önemli bir işleve daha sahip: Reel ekonomideki dengelenmeye yardımcı olmak, reel ekonomideki kaynak dağılım dengesini de hızlandırmak. Peki, güncel ekonomide tüm bu süreçler nasıl işliyor, mekanizmalar nasıl kuruluyor ? Gerçekten de finansal piyasalar bu dengelenmeyi başarabiliyor mu yoksa yeni dengesizlikler mi üretiyor ? Küresel finans sistemindeki yatırımcı algılamaları bu mekanizmaları nasıl şekillendiriyor ?

Analize çok basit bir örnek ile başlayalım. A ülkesinin cari işlemler açığı hızlı bir şekilde yükselsin. Bu durumda ne olur ? Cari açık/Milli gelir oranı (CA/MG) hızlı bir şekilde yükselir. Finanse edilebildiği sürece cari açık varlığını sürdürür fakat CA/MG yükseldikçe finansman koşulları giderek zorlaşır. Çünkü ülkenin giderek finansal kırılganlığı, risk primi artar. Bir süre sonra finansman koşulları zorlaşmaya başlar ve ülke giderek daha az cari işlemler açığı vermek zorunda kalır. Yani dengeye doğru bir yönelme gerçekleşir. Peki bu mekanizma nasıl işler ?

A ülkesi,  CA/MG oranı yükseldikçe yabancı yatırımcıların gözünde giderek daha kırılgan bir ülke haline gelir. Döviz piyasasında ilk etkiler başlar, ülkenin kendi para biriminin değeri, majör dövizlere karşı değer kaybetmeye başlar. Zaten bu durum başlı başına bir dengelenme unsurudur. Ülkenin para birimi değer kaybettikçe ve diğer ülkelerin para birimleri değer kazandıkça A ülkesinin ihracat eğilimi artarken, ithalat eğilimi azalır. Çünkü yerli üreticilerin döviz cinsinden üretim maliyeti azalır, ülkedeki ithalatçıların yerli para birimi cinsinden ithalat maliyeti artar. Bunun sonucunda CA/MG oranı azalma eğilimine girer.

Tahvil piyasasında da benzer etkiler yaşanır. CA/MG oranının giderek artması sonucunda ülkenin risk primi yükseldiği için kamu ve özel sektör tahvilleri giderek değer kaybeder, çünkü yabancı yatırımcılar ellerindeki tahvilleri satmaya başlarlar. Bildiğiniz gibi, tahvil fiyatının düşmesi demek, tahvil faiz oranlarının yükselmesi demek (Bu konu hakkında daha açıklayıcı ve detaylı bilgi için:  http://dusuncekutuphanesi.blogspot.com.tr/2014/09/tugberk-ciloglu-e-mail-adreslerim.html  ). Tahvil faiz oranlarının yükselmesi demek, ülke genelinde bir süre sonra mevduat ve kredi faizlerini de yükseltir. Sonuç ? Yatırımlar ve iç tüketim azalır, bunu takiben ithalat azalır. Bir süre sonra da CA/MG oranı düşmeye başlar. Tüm bunlar makro ölçekli mekanizmalar. Peki ya işletme ya da sektör ölçeğinde bu süreçler nasıl işler ?

İki firma düşünelim, ikisi de demir çelik üreticisi olsun. Bu firmaların her ikisinin de hisselerinin bir kısmı borsada halka açık olsun. Sermaye piyasaları bu noktada ekonomide kaynak dağılımına aracılık eder. Bu iki firmanın hangisi aktiflerini daha verimli kullanıyorsa, hangisi daha yüksek satış ve karlılık oranlarına sahipse, hangisinin mali tablo  rasyoları ( bu konuda da yazılarım olacak) daha uygunsa, borsada o firmanın hisse fiyatı diğerine göre daha fazla yükselir, yükselme eğiliminde olur. Bir başka deyişle, yatırımcılar kendi ellerindeki fonları (kaynakları), daha verimli ve etkin çalışan firmaya diğerine kıyasla daha fazla aktarırlar. Bu ise, piyasada verimli/karlı çalışan firmaların “ödüllendirilmesini” sağlar ve bu ödüllendirme piyasalar için çok önemli bir sinyal arz eder. Bu sinyali gören diğer firmalar daha verimli, daha etkin olmaya çalışırlar (Bu konu hakkında daha detaylı bilgi için:  http://dusuncekutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/06/ekonomik-sistemler-ve-odullendirme.html  ). Kuşkusuz aynı süreç sektör ölçeğinde de benzer şekillerde işler. Peki, yatırımcı algılamaları ve küresel ekonomideki temel gerçekler bu süreçleri hangi yönde etkiliyor ?

Bu soruyla  ilgili güncel bir olaydan bahsetmek istiyorum sizlere. Geçtiğimiz hafta Çin ile ilgili iki kritik veri açıklandı; ihracat ve üretici fiyatları. Açıklanan verilere göre Çin’in ihracatı küresel ekonomideki durgunluğun  etkisiyle beklentilerden daha fazla düştü. Çin’in hem Japonya, hem de ABD ile önemli ticari ilişkileri var. Açıklanan bu verinin ardından, ABD Dolarının küresel değerinin yukarıda anlattığımız yaklaşıma göre yükselmesi gerekiyordu. Neden mi ? Çin’in ihracatının düşmesi demek, Çin’in cari işlemler fazlasını azaltıcı bir faktör. Bu durumun dengeye gelmesi için ABD Dolarının değerinin yükselmesi gerekiyordu, böylece Çin’in cari işlemler hesabındaki bozulmanın önüne finansal piyasalar aracılığıyla (döviz piyasası) bir nebze de olsun önüne geçilecekti, tıpkı A ülkesinin cari açığı arttığında  diğer dövizlerin değer kazanması gibi. Fakat Dolar değer kaybetti. Neden mi?

Çünkü Dolar küresel bir rezerv para ve sadece ticari işlemler için değil, küresel finansal işlemler için de oldukça yoğun olarak kullanılıyor. Bu noktada, Dolar’ın değerine (Ve diğer majör rezerv para birimlerinin değerine ) etki eden üç temel eğilimden bahsedebiliriz: 1) Temel reel ticari ilişkiler. 2) Küresel rezerv para olmasından kaynaklanan “güvenli varlık” etkisi. 3) Güncel beklentiler. Birinci eğilime göre yukarıda da bahsettiğimiz gibi Doların değerinin yükselmesi gerekiyordu çünkü dengelenme bunu gerektiriyordu. İkinci eğilime göre de Doların değer kazanması gerekiyordu çünkü küresel ekonomide durgunluk demek, güvenli varlık olan Dolar’ın değer kazanması demek. Fakat bu noktada üçüncü eğilim hepsinden baskın çıktı. Çünkü hem Kasım ayında, hem de Aralık ayında FED FOMC (Federal Open Market Committee) toplantısı var ve açıklanan her veri ve yaşanan her olay bu toplantılardan çıkacak sonucu etkileyebilir.

Çin’in ihracatının düşmesinin en temel nedeni kuşkusuz küresel ekonomideki durgunluk. Küresel ekonominin durgunluğa girmesi demek, FED’in faiz artırım sürecini daha uzun bir vadeye yayması demek. Çünkü küresel ekonominin durgunluğa girdiği bir ortamda FED’in faiz oranlarını hızlı bir şekilde artırması küresel durgunluğu daha da artırır. Doğal olarak bir süre sonra bu durumdan ABD ekonomisi de zarar görür. Yani, açıklanan Çin verisi FED’in faiz artırma olasılığını azaltan bir veri olduğu için piyasanın ilk tepkisi Doların değerini düşürmek oldu. Bir başka deyişle, üçüncü eğilim birinci ve ikinci eğilime baskın çıktı.

Fakat Japon Yen’i için ikinci eğilim birinci ve üçüncü eğilime baskın çıktı. Çin ihracat verisinin ardından Japon Yen’i küresel durgunluk riskine tepki olarak değer kazandı. İkinci eğilimin baskın çıkması, reel ticari dengelenmeye de yardımcı oldu. Japon Yeni değer kazandığı için Japonya’nın ithalat eğilimi arttı. Bu ise Çin’in ihracat potansiyelini destekleyen bir olgu. Fakat ikinci eğilim her zaman küresel dengelenmeye katkı yapmak zorunda değil. Örneğin Çin’in çok yüksek olan ihracatı uluslararası bir diplomatik gerginliğin nedeni olsaydı, ihracattaki düşüş tam aksine  gerginlik riski düştüğü için Japon Yeninin değerini düşürebilirdi. Bu ise Çin’in ihracat potansiyelini daha fazla düşürürdü.

Çin’de ihracat verisinin ardından  yine Çin’de üretici fiyatları açıklandı. Üretici fiyatları beklenenden daha fazla yükseldi. Bu veri ihracat verisinin neden olduğu endişeleri bir nebze olsun azalttı çünkü bu veri Çin’in kendi ekonomisinin canlı olduğuna dair bir işaretti. Bu azalmaya bağlı olarak, Çin kaynaklı küresel risk algısı düştüğü için Japon Yeni de küresel olarak değer kaybetti (ikinci eğilim) . Fakat bu sefer ikinci eğilim reel dengelenmeye yardımcı olmadı çünkü Çin’de üretici maliyetlerinin artması  Çin’in ihracat eğilimini azaltıcı, ithalat eğilimini artırıcı bir unsur. Bunun üstüne Japon Yeninin değer kaybetmesi, Japonya’nın ihracat eğilimini artırıcı, ithalat eğilimini azaltıcı bir unsur. Sonuç olarak Çin’in cari işlemler dengesini bozacak yönde bir eğilim oluşmuş oldu.

Tüm bu süreçler bize şunu gösteriyor: Finansal piyasalar zaman zaman reel piyasaları dengeleyici unsur olarak işlev görürken, zaman zaman da dengesizlik yaratıcı unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Tabi bunda söz konusu para birimlerinin küresel rezerv para birimlerinin rezerv para olup olmaması büyük önem arz ediyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bir para biriminin küresel çapta kullanımı arttıkça, ikinci ve üçüncü eğilimlerin de gücü giderek artıyor. İkinci ve Üçüncü eğilimler zaman zaman reel dengelenmeye destek veriyor, zaman zaman dengesizliği artırıyor. Tıpkı fizik biliminde atom altı boyuta indikçe, mekanik fizik yasalarının yerine kuantum yasalarının geçerli olması gibi. Mekanik yasalar öngörülebilir sonuçlar doğururken (yukarıdaki birinci eğilim gibi), kuantum yasaları ağırlıklı olarak belirsizlik ve olasılık fonksiyonları üzerinden çalışıyor (yukarıdaki ikinci ve üçüncü eğilim gibi).

Görüşmek üzere.

(Bu yazımdan itibaren her yazımın altında konuyla bağlantılı bir makale tavsiyem olacaktır. Bu haftaki makale tavsiyem geçtiğimiz hafta Nobel Ekonomi Ödülü’nü Oliver Hart ile paylaşan   Bengt Holmstrom’un bir makalesi. Makale linki:  http://economics.mit.edu/files/9777  )

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim:    utugberk@gmail.com  utugberk@hotmail.com

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı ...

2 yorum

  1. Yazılarını merakla takip ediyorum. Değerli paylaşımlarınız için teşekkür etmek istedim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »