Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

İDEAL KÜRESELLEŞME

Tuğberk Çiloğlu

Küreselleşme olgusu çağımızın bir gerçeği. Dünya üzerindeki devletler, toplumlar, şirketler, çeşitli organizasyonlar ve bireyler her geçen gün daha hızlı bir şekilde küreselleşmeye entegre oluyorlar. Kuşkusuz, bu entegrasyon sürecinin en temel öğesi bilgi ve iletişim teknolojileri. Peki, ”küreselleşme” dediğimizde ne demek istiyoruz? Soyut bir kavram olan küreselleşmenin somut olarak içini nasıl doldurabiliriz? Daha da önemlisi, küreselleşme dünya için iyi mi, kötü mü? Bu sorulara kesin cevaplar vermek oldukça zor. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da siyah ve beyazlardan çok griler ağır basmakta.

İlk olarak şu soruyu sormalıyız: Küreselleşme ne zaman başladı? Bu konuda çok farklı görüşler var. Fakat, küreselleşmeyi bireylerin, toplumların, sosyal grupların ve devletlerin ilişki ağlarının hızının ve yoğunluğunun artması olarak tanımlayacak olursak insanların bu gezegen üzerinde ilk ortaya çıktıkları zamana kadar geri gitmemiz gerekir. İnsanoğlu, var olduğundan beri birbiriyle iletişim ve etkileşim halinde. Mağara duvarlarına çizilen resimler bile bir iletişim faaliyeti. Mağara duvarına resim çizme yoluyla aktarılmak istenen duygu ve düşüncenin iletim hızı ve yoğunluğu tabii ki de oldukça yavaş, iletişimin yoğunluğu da elbette çok düşük. Fakat bu, insanların o dönemlerde bile birbirleriyle az da olsa iletişim kurdukları gerçeğini değiştirmez.

Aynı şekilde, Coğrafi keşifleri ele alalım. Örneğin, Amerika kıtasının keşfinin dünya üzerinde pek çok ekonomik, sosyal ve siyasi etkisi olmuştur. Fakat bu etkilerin dünya çapında yayılma, yani ”küreselleşme” hızı bugüne kıyasla tabii ki de düşüktür. Fakat, dünya üzerindeki bugünkü küreselleşme ortamını belirleyen en temel faktör bilgi ve iletişim teknolojilerinde 1990’lı yılların başından itibaren ortaya çıkan olağanüstü ilerlemedir. İnternet teknolojisi, küresel olarak ekonomik, sosyal, politik ve kültürel ortamı değiştirmiştir ve değiştirmektedir. Bir diğer önemli faktör ise 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasıdır. SSCB’nin dağılmasıyla beraber dünya çift kutuplu düzenden tek kutuplu düzene geçmiştir. Bu ise küreselleşmenin hızını artırmıştır.

Küreselleşmeyle ilgili sorulabilecek en zor soru, küreselleşmenin iyi mi yoksa kötü mü olduğu sorusudur. Küreselleşme, yoğun dönüşümsel etkileri olan bir süreçtir. Küreselleşmenin iyi ve kötü etkileri aynı anda var olabilmektedir. Küreselleşmenin dönüşümsel süreçleri, ekonomik, finansal, kültürel, politik alanlarda rahatlıkla gözlemlenebilir. Gelin, örneklerle açıklamaya çalışalım.

Örneğin, ekonomik ve finansal küreselleşme bunun güzel bir örneğidir. Tüm dünyada uluslararası şirketlerin ve organizasyonların gücü ve etkinliği artmaktadır. Ekonomik küreselleşmenin en önemli sonucu, uluslararası ticareti daha önce hiçbir çağda görülmemiş ölçüde artırmış olmasıdır. Finansal küreselleşme de dünya ekonomisini değiştirmiştir, değiştirmektedir. Fakat hangi yönde? Finansal küreselleşmenin hem olumlu hem de olumsuz yanları vardır. Örneğin, sermaye kıtlığı çeken azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, bilgi ve iletişim teknolojilerinin hız kazandırdığı finansal piyasalar aracılığıyla kendi ülkelerine sermaye çekebilir konuma gelmiştir. Bugün, Avrupalı ya da ABD’li bir yatırımcının herhangi bir Asya ya da Ortadoğu ülkesine borç vermesi için bilgisayarındaki birkaç tuşa basması yeterlidir. Bu, gelişme yolunda olan pek çok ülke için önemli bir avantajdır. Fakat finansal küreselleşme aynı zamanda büyük bir tehlikeyi de beraberinde getirmektedir: Finansal krizler. Örneğin, gelişmekte olan bir ekonomiye hızlı bir şekilde döviz girişi olursa, ülkenin ulusal parası aniden değer kazanabilir. Bu değer kazanma beraberinde o ülkede ithalatın ve tüketimin artmasına yol açarak halkın refah düzeyinin belli bir süre artmasına da yol açabilir. Fakat, internet ağları aracılığıyla hareket eden sıcak para, aynı hızla herhangi bir nedenden dolayı ülkeyi terk ettiğinde, çok büyük finansal-ekonomik krizler meydana gelebilmektedir. 1997 Doğu Asya Krizi bunun bariz bir örneğidir. Görüldüğü gibi, finansal küreselleşme hem olumlu hem de olumsuz etkileri aynı anda bünyesinde barındırabilmektedir.

Küreselleşmenin kültürel çeşitliliğe olan etkisi de tartışmalıdır. Kuşkusuz, küreselleşme yoluyla pek çok yerel kültür, kendi sanatını, kendi kültürel fikir ve düşüncelerini tüm dünyaya hızlıca duyurabilmekte ve yayabilmektedir. Bu durum, kültürel çeşitliliği destekler niteliktedir. Fakat ilginç olan nokta şudur: Yine aynı küreselleşme araçları kullanılarak kültürel çeşitlilik yerine kültürel tek seslilik ağır basabilmektedir. Özellikle Batılı gelişmiş ülkelerin kültürleri, kitle iletişim araçlarının etkisiyle pek çok ülkede yerel kültürleri bastırarak egemen kültür haline gelebilmektedir. Burada da zıt yönlü etkiler söz konusudur.

Küresel ısınma ve çevre kirliliği ise küreselleşmenin bu dönüşümsel sürecini açıklamak için verilebilecek en güzel örneklerden biridir. Ekonomik küreselleşme tüm dünyada üretimin artmasına yol açtı, küreselleşen ekonomiler uluslararası ilişkileri sayesinde üretimlerini artırdı. Bu durum ise sera gazı salınımını artırarak Küresel Isınma ‘ya zemin hazırladı. Ayrıca, çevre ve hava kirliliği gibi sorunlar da küreselleşmeye paralel olarak ciddi bir artış gösterdi. Fakat bir süre sonra dünya çapında çeşitli siyasal örgütler ve sivil toplum kuruluşları çevre kirliliğine ve küresel ısınmaya karşı tepkilerini dile getirmeye başladılar. İlginç olan nokta şu: Bu kuruluşlar da küreselleşme araçlarını kullanarak kendi görüşlerini tüm dünyaya yaydılar. Yani, küreselleşme bir yandan küresel ısınma ve çevre kirliliğine yol açarken, diğer yandan çevreci hareketlerin  etkinliğinin daha da artmasını sağladı.

Tüm bu örneklerden yola çıkarak şu soruyu sorabiliriz: Nasıl bir küreselleşme dünyayı daha iyi bir yer haline getirir? Bu makro sorunun cevabını mikro bir yolla verebiliriz. Örneğin, bir şirket düşünelim. Şirketi dünya olarak, her bir şirket çalışanını da bir ülke olarak düşünelim. Şirketin başarısı ve refahı için temel faktör çalışanlar arsındaki iletişim midir yoksa iletişimin niteliği midir? Şirket içi iletişim ne kadar kuvvetli olursa olsun, çalışanlar ekonomik olarak bağımsız değilse, şirket sahibine ya da üst düzey yöneticilere çeşitli yönlerden ağır bir şekilde bağımlı ise o şirketin uzun vadeli başarısı ve refahı tehlikeye girer. Ya da, her bir çalışan son derece bağımsız ve özgür olsa bile, bilgilerini ve fikirlerini birbirleriyle paylaşmaktan kaçınıyorlarsa, yani iletişimin yoğunluğu düşük ise, aynı şekilde o şirket uzun vadede başarılı olamaz. O zaman ideal çözüm, özgür şirket çalışanlarının yaratıcı bir şekilde fikirlerini ifade edebilecekleri bir iletişim ağı, yani ”küreselleşme” ağı kurmaktır. O zaman ideal küreselleşmenin yolu, her açıdan bağımsız ve özgür ülkelerin teknolojilerini, ekonomilerini, kültürlerini diğer bağımsız ülkelerle paylaşıma açabilecekleri bir sistem oluşturmaktan geçmektedir.

Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Mail adreslerim: utugberk@gmail.com   utugberk@hotmail.com   

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »