Salı , 28 Mayıs 2024
En Son Yazılar

ZOR KARAR: PARA POLİTİKALARI VE ALTERNATİF MALİYET

Tuğberk Çiloğlu

Bir ülkede enflasyonun durumu, artış ya da azalış trendinde oluyor oluşu, ya da deflasyonist bir durumun varlığı gibi konular kuşkusuz para politikası uygulayıcıları bakımından oldukça önemli. Bir ülkenin para otoritesinin, yani merkez bankasının fiyatlar genel düzeyindeki artış ya da azalışlara verdiği tepki, kısa ve uzun dönemde o ülkenin ulusal parasının kullanımını ve itibarını belirleyen en önemli faktörlerden biri. Bunu bugünlerde Euro’nun durumundan da anlayabiliriz. Peki, bu etkiler ve tepkiler nasıl gerçekleşir? Bunun Euro para birimiyle nasıl bir ilgisi var? Gelin, analiz edelim.

Anlatmaya başlamadan önce, açıklığa kavuşturmamız gereken bir kavram var; senyoraj geliri. Senyoraj geliri, bir ülkede para basma tekeline sahip olan kuruluşun (günümüzde merkez bankaları), para basmaktan elde ettiği kazançtır. Bir başka deyişle, basılan paranın nominal ve reel değeri arasındaki farka senyoraj geliri denir. Basit bir örnekle açıklayalım. Örneğin, Amerikan Merkez Bankası (FED) 100 dolarlık bir banknot bassın. Banknotun üzerinde yazılı olan değer, yani 100 dolar o paranın nominal değeri olur. Peki ya reel değeri? Paranın basım maliyetleri de reel değeri olur. Örneğin FED, 100 dolarlık bir banknotu basmak için 0,1 dolar masraf yapsın (mürekkep, çeşitli kimyasallar, işçilik vb.). FED, sadece 0,1 dolar masraf yaptığı bir banknotu, 100 dolara satar. İşte, aradaki 99,90 dolarlık farka FED’in senyoraj geliri denir. Bir ülkenin merkez bankasının elde ettiği senyoraj geliri, o ülkenin ulusal parasına olan talep tarafından belirlenir. Peki, tüm bunların fiyatlar genel düzeyiyle ve merkez bankalarının fiyatlar genel düzeyine verdiği tepkiyle ne ilgisi var? Asıl konumuza dönebiliriz.
Enflasyonun yükseliş trendinde olduğu bir ülke düşünelim. O ülkenin vatandaşları, enflasyondaki bu yükselişe ilk etapta nasıl bir tepki verir, daha doğrusu vermek zorunda kalır?  Cevabı basit. İnsanlar, fiyatlar genel düzeyi yükseldiği için yanlarında daha çok para bulundurmak zorunda kalırlar, ceplerinde eskisine oranla daha çok para taşırlar. Bu durumda toplam para talebi artar. Bu noktada, o ülkenin merkez bankası artan para talebini karşılamak için para arzını artırırsa ne olur? Böyle bir durumda merkez bankası kısa vadede senyoraj gelirini büyük bir miktarda artırabilir. Çünkü,  artan para talebine bağlı olarak merkez bankası para arzını artırdığında, daha çok parayı piyasaya sürmüş olur. Yani, daha çok para basmış olur. Bu durumda senyoraj geliri de artar. Enflasyondaki artışa paralel olarak elde edilen bu senyoraj gelirine “enflasyon vergisi” adı verilir.  Fakat bu, kısa vadeli bir sonuç olur. Eğer merkez bankası, sürekli olarak senyoraj gelirini, yani enflasyon vergisi gelirini artırmak isteyip her para talebi artışında para arzını artırırsa, bu durum kendi kendini tetikleyen bir enflasyona dönüşür. Her para arzı artışı daha çok enflasyon yaratır. Ekonomi öyle bir noktaya gelir ki, ulusal paraya olan güven azalmaya başlar. Artık bu noktadan sonra, enflasyondaki her artış para talebini azaltıcı etki yapar, herkes biran önce ulusal parayı terk edip yabancı paralara yönelir. Eğer o ülkenin ulusal parasını rezerv para olarak tutan ülkeler varsa, hızlı bir şekilde başka ülkelerin ulusal paralarını rezerv olarak tutmaya başlarlar. Bunun sonucunda da merkez bankasının elde ettiği senyoraj geliri sürekli azalır.
Peki ya merkez bankası, enflasyondaki yükselişi en başta durdurmak isterse senaryo nasıl gelişir? En başa dönelim. Enflasyon yükseliş trendinde olsun, buna bağlı olarak da insanlar para talebini artırsın. Fakat merkez bankası bu durumdan rahatsız olsun ve para arzını azaltma kararı versin. Bu durumda ne olur? Muhtemelen, merkez bankası para arzını azalttığı için  para arzını artırmış olsaydı elde edeceği senyoraj gelirinden mahrum kalmış olur. Fakat uzun vadede o ülkenin parası güven kazanır. Para, değerini koruduğu için uzun vadede insanlar o parayı talep etmeye devam eder, yatırımcılar o ülkenin parasını daha çok talep eder  (parasal sıkılaştırma sonucu faizler yükselir, bunun sonucunda o paraya olan yabancı/yerli yatırımcı talebi artar). Ayrıca, eğer o ülkenin parasını rezerv olarak tutan ülkeler varsa, bu rezervleri artırmak isterler ve uzun dönemde o ülkenin parasından daha çok talep ederler.
Peki ya deflasyon durumunda ne olur? Örneğin bir ülkede fiyatlar genel düzeyi düşüş trendinde olsun, yani deflasyon olsun. Böyle bir durumda, insanlar para talebini azaltırlar. Merkez bankası bu durumda para arzını azalan para talebine bağlı olarak azaltırsa ne olur? Merkez bankası böyle bir hareketin sonucunda senyoraj gelirinde azalma yaşar. Ayrıca o ülkede deflasyona bağlı olarak büyük bir olasılıkla ekonomik durgunluk da ortaya çıkar. Bu noktada, para arzının azaltılmış olması o para birimine uzun vadede olan güvenin ve talebin artmasına neden olabilir. Fakat, ekonomik durgunluk da o para birimine karşı bir güvensizlik oluşmasına da neden olabilir. Bu etkilerden hangisi daha çok etkili olur? Açıkçası bunu söylemek zor. Fakat Japonya örneğine baktığımızda görmekteyiz ki, Japon Yeni uzun süreli deflasyona rağmen itibar kaybı yaşamadı, hep başka ülkeler tarafından talep edildi.
Peki, merkez bankası deflasyondan rahatsızsa ne olur? Senaryoyu yine baştan alalım. Ülkede deflasyon olsun ve insanlar buna bağlı olarak para taleplerini azaltıyor olsunlar. Fakat merkez bankası bu durumdan rahatsız olsun ve fiyatlar genel düzeyini yükseltmek için para arzını artırsın. Bu durumun olumlu etkisi, senyoraj gelirindeki artış olur. Merkez bankası, para arzını artırdığı için kısa vadede senyoraj gelirini artırır.     (Bu noktada bir yanlış anlama olmaması için bir ek yapmamız gerekiyor. Buradaki senyoraj geliri artışı, enflasyon vergisi olmaz. Enflasyon vergisi durumu sadece enflasyondaki yükselişe paralel olarak senyoraj geliri elde edilmesiyle oluşur. Örneğin, bir ülkede hiç enflasyon olmayabilir, fakat ekonomik büyüme artabilir. Ekonomik büyüme sonucunda insanların geliri artar ve para talebi artar. Bunun sonucunda merkez bankası para arzını artırır ve senyoraj geliri elde eder. Bu durumda enflasyon vergisi durumu gerçekleşmez.)   Kısa vadede senyoraj geliri artmakla beraber, uzun vadede para arzı arttığı için o ülkenin parasına olan güven azalır, o ülkenin parasını rezerv olarak tutan diğer ülkeler, başka rezerv paralara yönelirler.
Deflasyon durumunda para arzındaki artış örneği oldukça tanıdık bir örnek. Bugünkü Avrupa’nın durumu hemen hemen bu şekilde. Avrupa Merkez Bankası (ECB), deflasyonu engellemek için çok yoğun bir parasal genişleme programı başlattı. Bunun sonucunda muhtemelen kısa vadede ECB’nin senyoraj geliri artar fakat uzun vadede Euro’ya olan güven de azalabilir. Bloomberg HT’de yer alan bir haber de bunu doğruluyor. Habere göre, dünyadaki tüm merkez bankalarının tuttuğu rezervler içerisinde Euro’nun payı son beş yılda %28’den %22’ye düşmüş. Bu düşüş son beş yılda gerçekleşmiş. Haberde dikkat çekilen bir nokta şu: ECB’nin başladığı parasal genişleme, bu düşüşü önümüzdeki dönemde hızlandırabilir. ECB, bu riski göze alarak Avrupa ekonomisini durgunluktan çıkarmak için bu adımı attı. Sonucunu zaman gösterecek.
Sonuç olarak, her şeyde olduğu gibi bu konuda da bir alternatif maliyet söz konusu. Merkez bankaları, kısa vadeli  senyoraj geliri ile uzun vadeli güven arasında bir seçim yapmak zorunda. Kısa vadeli senyoraj gelirini tercih etmenin alternatif maliyeti, uzun vadede kaybolan güven. Uzun vadeli güveni tercih etmenin alternatif maliyeti ise kısa vadede yitirilen senyoraj geliri. Hangisi tercih edilmeli? Bu oldukça zor bir karar. Hayatta hep alternatif maliyeti düşük olan seçimler yapmanız dileğimle, görüşmek üzere.
Burada yazılanlar yatırım tavsiyesi/danışmanlığı değildir.

Okudunuz mu?

KÜRESEL KONJONKTÜR VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

Tuğberk Çiloğlu Küresel ekonomide 2020 yılı başından beri etkili olan pandemi süreci, kendi içinde yaşadığı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Translate »